14 Ocak 2014 Salı

SAKIN GAFLET İÇİNDE OLMAYIN

Allah Kuran’da gaflete kapılanlardan olmamayı emrediyor:

Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar. (Meryem Suresi, 39)

Gafletin önemli özelliklerinden biri kişinin gerçeklerden uzaklaşıp hayal dünyasında yaşamasıdır. Örneğin gençler, sürekli gelecekle ilgili hayaller kurarlar ve zihinlerini yalnızca bununla meşgul ederler. Kurulan hayaller sonucunda da sanki bu hayaller gerçekmiş gibi mutluluk duyarlar. İleriki yaşlarda ise insanlar daha sınırlı hayaller kurarak, daha çok hatıralarıyla zaman geçirir ve bunlarla yaşarlar. Çok kısa bir zaman içinde yakınlarına anlatacak pek çok anı bulabilir ve bunları dile getirirken o anki heyecan veya hüznü adeta yeniden duyarlar.
Görüldüğü gibi gaflet içindeki insanların zihinleri, hayaller ve hatıralarla yoğun bir şekilde meşguldür. Ama asıl düşünülmesi gereken ahiret günü, cennet ve cehennem gibi gerçekleri göz ardı ederler. Bu insanlar ne fikirlerinde ne de kalplerinde Allah ile bağlantı halinde değildirler. Gafil insan, gerçekleri, hayaller ve hatıralar arasında yalnızca istenmeyen, puslu ve karanlık bir kare olarak algılar ve gerçekler bir an aklına geldiğinde bunları düşünmekten vazgeçip hemen kendince toz pembe düşlerine geri döner.
İnsanların bazıları, Allah'ın açık ayetlerinden, emir ve yasaklarından habersiz bir şekilde, sadece kendi istek ve arzuları doğrultusunda yaşarlar. Bu insanların, dünya nimetlerine sahip olmak, mutlu olmak, eğlenmek, nefsani arzularını tatmin etmek dışında başka bir istekleri yoktur. Sadece dünyanın çekici süsüne ilgi duyar ve istedikleri şeylere sahip olmak için yaşamları boyunca çaba harcarlar. En büyük sıkıntıyı ise, bu çabalarının boşa çıkması ya da ellerindekini yitirmeleri sonucunda yaşarlar.
Oysa yalnızca kısa bir süre yaşadıkları dünya hayatı herşeyiyle bir gün sona erecektir. Onlar ise, kendileri ve Allah'ın hoşnutluğundan uzak bir hayat süren diğer insanlar için hazırlanmış olan şiddetli ve ebedi azaptan habersizdirler. Büyük bir korku ve sıkıntı duyacakları ahiret gününe doğru ilerlerken dünyanın geçici süsüne tutkuyla bağlanıp sadece dünyevi tutkularını kaybetmenin endişesini ya da üzüntüsünü duyarlar.
Bazı insanlar öyle derin bir gaflet içindeler ki, kendilerini yaratan, kendilerine can veren Allah’ı hiç fark edemezler. Her gün onlara uyandıklarında can verenin Allah olduğunu, tüm kainatın kontrolünün Allah’ta olduğunu, sürekli kendilerine nimet verdiğini bir kere bile düşünmezler. Allah her gün onlara bakıyor, yediriyor, içiriyor, doyuruyor, temizliyor, sayamayacakları kadar çok nimet veriyor. Çocuklar, evler, arabalar, her türlü zorlukta yanlarında olan aile üyeleri ve dostlar veriyor. Ama onlar gün içinde bir kere bile Allah’ı anmaz, ibadetlerden yüz çevirir, şükretmezler. Sadece başları sıkıştığında dua eder, sıkıntıdan kurtulunca da hemen gaflete kapılırlar.
Bu insanların gözleri var ama görmüyor, kulakları var ama duymuyor, kalpleri var ama kaskatı, adeta taş gibi. Bu yüzden ruhları çalınmış gibi. Kendilerini şeytana kaptırmışlar, bu dünyanın peşinden şuursuzca koşuyorlar. Mutluluğu, sevinci, güzelliği hep dünya hayatında arıyorlar. Ve her seferinde de hüsrana uğruyorlar.

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Şuursuzca yaşayan insanın tek istediği bu dünyada iyi bir kariyer yapmak, en iyi üniversiteyi bitirmek, mutlaka çocuk sahibi olup onlarla övünmek, çocuklarını itibar sahibi üniversitelerde okutmak, yine övünecekleri bir eşe sahip olmak, iyi bir araba, ev ve yazlık sahibi olmak... İşte bütün hayatlarının amacı bu birkaç maddeyi elde etmek üzerine kuruluyor. Onlar derin bir gaflet içinde, Allah’ı unutarak dünyevi amaçların peşinden koşarken ölüm de hızla yaklaşıyor. Hesap gününe her gün bir adım daha atarak ilerliyorlar. Onlar büyük bir iç sıkıntısıyla birlikte zorlama gülüp eğlenmeye çalışırken, sürekli nefislerini eğlendirme peşinde koşarken, cehennem de büyük bir uğultuyla onları bekliyor. Şeytan da bir köşeden saptırdığı insanların nasıl mahvolduğunu zevkle seyrediyor. Dünya hayatına aldanan, Allah’ı ve ahireti unutan bu insanları sonsuza kadar içinde kalacakları bir azap yurdu bekliyor.

Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kassas Suresi, 60)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)
Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)

Tüm amacı kariyer edinmek, çok iyi bir üniversiteye girmek, zengin bir muhitte ev sahibi olmak, mallar ve çocuklar edinmek olan insanlar, Allah’ı unutup dünyaya dalanlar işte böyle büyük bir gaflet içinde yaşıyorlar. Oysa her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaşıyorlar. Bir nefes alıyorlar, sonra bir tane daha... Son alacakları nefes belki de bir saniye sonra, ama hiç bu gerçeği akıllarına getirmiyorlar. Onlar böylesine gaflet içindeyken Allah onlara şah damarlarından daha da yakın. Her yaptıklarını görüyor, her söylediklerini duyuyor, her sözlerine şahit oluyor. Melekler hiç durmaksızın yaptıklarını kitaplarına işliyorlar. Dolayısıyla insanın hayatındaki tek bir an bile kaybolmuyor, Allah katında saklanıyor. Bu gaflet içindeki insanlar dalıp oyalanırken, Allah’ı unutarak şuursuzca eğlenirken ölüm de hiç hissettirmeden adım adım yaklaşıyor. Oysa insanlar bu dünyaya şuursuzca eğlenmek için değil Allah’a kul olmak için geliyorlar. 

  Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)
           
Tamamen şuuru kapalı dünyaya dalan insanların dışında imanlı olan, Allah’ı fark eden, sorumluluklarının bilincinde olan insanlar da var. Bu insanlar her olayın Allah’ın kontrolünde olduğunun farkındalar, her an kendileri için yazılmış olan kaderlerini yaşadıklarının farkındalar. Allah sevgisinin güzelliğini, tevekkülün ve sabrın konforunu yaşıyorlar, ibadetlerini yaparak Allah’a yöneliyorlar. Herşeyden önemlisi bu dünyanın ne kadar gelip geçici olduğunun bilincindeler. Asıl sonsuz hayatın ahiret olduğunu, bu dünyadan yalnızca bir bez parçasına sarılarak yapayalnız ayrılacaklarını biliyorlar. Ve hayatlarının her dakikasını Allah’a kulluk ederek, boş işlerden yüz çevirerek geçiriyorlar.

İman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? (Nisa Suresi, 122)

Şimdi bu iki insan arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Biri hayatını derin gaflet içinde oyalanarak geçiriyor, diğeri ise her anının şuurunda olarak, her saniyesini salih amellerle donatıyor. Şimdi emin olun bu iki insan Allah’ın huzuruna geldiğinde salih olan da, samimiyetsiz olan da kendisini bilecektir. Samimi olan ve Allah’a teslim olan insan defterini sağ taraftan güvenle alırken, diğeri defterini sol taraftan alacak ve tüm hayatını nasıl bu kadar boşa harcadığına inanılmaz bir pişmanlık duyacaktır. Tabi ki ölümden sonra insanın üzerinden bu gafletin kalkması ona hiçbir yarar sağlamaz. Önemli olan insanın aklını başına alıp bu gaflet perdesini üzerinden çekip atmasıdır. Ahirette yaşanan pişmanlığın geri dönüşü yoktur. İnsan ne kadar yalvarırsa yalvarsın, ne kadar pişman olursa olsun artık geriye dönüş mümkün değildir. Artık yıllarca umursuzca, şımarıkça, vurdumduymaz bir şekilde Allah’ı unutarak yaşamanın hesabını verecektir.

Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22)

Gaflet tüm insanları dikkatli olmadıkları ve Allah'a gönülden boyun eğmedikleri sürece tehdit eden çok büyük bir tehlikedir. Çünkü gaflette olan ya da gaflete sürüklenen bir kişi Kuran'da belirtilen tüm emir ve yasaklara samimi bir şekilde uymadığını, ayrıca her an gaflete kapılabileceğini ya da düşünmediği sürece içinde bulunduğu durumu fark edemez. Gaflette olmadığını ve gaflete düşme ihtimalinin bulunmadığını düşünerek kendini müstağni (bu durumdan uzak) görmek büyük bir hatadır. Çünkü müstağniyet insanın gaflet hastalığına her an yakalanabileceğinin bir göstergesidir. Rabbimiz Kuran'da, "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden." (Alak Suresi, 6-7) şeklinde buyurmuştur. İnsan, ancak müstağniyetten kaçındığı zaman Kuran ayetlerini rehber edinerek kendi durumunu tahlil edebilir, eksiklerini ve hatalarını düzelterek, ihmal ettiği konuları telafi edebilir. Çünkü insanın sürekli gaflet içinde kalmasının ve gafletin derinliğinin gün geçtikçe artmasının en büyük sebebi kişinin kendini eksiksiz ve kusursuz görmesi, halinden memnun olmasıdır.
Gaflete kapılanlardan olmak, bir insanı helake sürükleyen ana sebeplerden biridir. Gaflet içindeki insan, herşeyin yolunda olduğunu ve toz pembe bir hayat yaşadığını zannedebilir. Herşeyin bilincinde olduğunu ve herşeyi doğru yaptığını düşünmesi, bunun en belirgin göstergesidir. Ancak bu gaflet hali, ahiret günü Allah'ın huzurunda sona erecektir:

"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22)

Artık insan, gaflet halinin hakim olduğu toz pembe dünya hayatında sürekli yüz çevirdiği, inanmamakta direndiği gerçekleri, alenen görmeye başlayacaktır. Daha önce kendisine haber verilen ancak hiç dikkate almadığı cehennem azabı ile karşılaşır. O gün yok olmayı ya da dünya hayatına dönüp Allah rızasını kazanacak şekilde yaşamayı ister. Ancak, kendisi için ebediyen cehennem halkı arasında olmaktan ve sonsuz bir azaptan başka, 'varılıp karar kılınacak bir yer' yoktur. 
Acilen içinde bulunulan gaflet perdesini yırtıp gerçekleri düşünmeye başlamak gerekir. Dünya asla bir oyun alanı değildir. Oyalanıp vakit geçirilecek bir yer de değildir. Dünya çok ciddi bir yerdir. Sınav olduğumuz, tüm yaptıklarımızın tek tek yazılıp, kayda alındığı bir imtihan ortamıdır. Süremiz çok kısıtlıdır. Sadece bir ömür kadar. Göz açıp kapayıncaya kadar çocuk yetişkin oluyor. Genç orta yaşlı oluyor. Ve herkesin ömrü kaderinde belirlendiği süre ile sınırlı. Kiminin uzun kiminin kısa... Ölüm vaktinin ne zaman gelip çatacağı kaderimizde belli ama biz bu vakti bilmiyoruz. O an gelene kadar da Allah’ın dilemesi dışında hiçbirimiz bilemeyeceğiz. Onun için bu süre içinde dünyanın mahiyetini tam anlamıyla kavrayıp neden dünyada olduğumuzu, bu dünyayı nasıl yaşamamız gerektiğini, nasıl bir kişilik ve ahlak geliştirmemiz gerektiğini acil olarak kavrayıp hayatımızı böyle geçirmemiz gerekiyor. Dünyayı sakın oyun oyalanma, eğlence yeri sanmayın. Evet dünya çok renkli, çok eğlenceli gibi görünüyor. Böyle görünen bir yanı gerçekten var. Ama bu onun aldatıcı yüzüdür. Diğer tarafını çevirdiğimizde zorluk, sıkıntı, zulüm, fakirlik, açlık, hastalık, savaş, yokluk, yaşlılık ve asla hiç kimsenin kaçamayacağı ölüm var. Peki tüm bunları görmezden mi geleceğiz? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip yine eğlenmeye, devam mı edeceğiz? Yoksa kendimize; “Bu dünyada özel bir yaratılış var. Vicdanımın sesine uyayım, ruhumu kirletmeyeyim, ölüm her an karşıma çıkabilir. Dünya benim düşündüğüm gibi sadece zevk ve eğlence için yaratılmış bir yer değil. Burası bir sınav ortamı. Ama alıştığım şekilde değil ancak ülfetimi kırıp baktığımda görebileceğim bir sınav yeri. Allah beni sonsuz ahiret hayatına aldığında dünyada kendi ellerimle hazırladığım ne ise ona uygun bir yerle karşılaşacağım. Bunu asla aklından çıkarma” mı diyeceğiz?
İşte herkesin kendi elini vicdanına koyup bu soruya vereceği cevap onun bundan sonraki hayatında ahireti için çok önemli adımlar atmasına vesile olacaktır. Dünyanın sonunda ya sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem var.

Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiç bir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar. (Mümin Suresi, 59)


      ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEMEK İNSANI GAFLETE DÜŞÜRÜR

Gafletin sebeplerinden birisi doğumun varlığıdır. Her gün doğumlar ve ölümler olur. Yeryüzünün nüfusu hiç eksilmez, hatta günden güne artar. İnsan kendisini bu döngünün etkisine kaptırınca sanki doğumlar ölümleri telafi ediyor, sıfırlıyor, yaşam böylece dengeleniyor gibi bir illüzyona kapılabilir. Bu da ölüme karşı bir gaflet perdesi oluşmasına sebep olur. Oysa şu andan itibaren hiçbir doğumun gerçekleşmeyeceği bir döneme girsek, insanların birbiri ardına öldüğünü ve dünya nüfusunun hızla sıfıra doğru gittiğini görürüz. İşte o zaman ölüm insana tüm dehşetiyle kendisini hissettirir. İnsan etrafındakilerin birer birer eksildiğini görür ve kaçınılmaz sonun er geç kendisine de geleceğini kesin olarak fark eder. Aynen ölüm hücresine kapatılmış mahkumlar gibi. Her gün birer ikişer insanlar idama götürülür. Hücredekilerin sayısı azalır. Aradan yıllar bile geçse, hala hayatta olanlar ertesi gün sıranın kendilerine gelip gelmeyeceği endişesiyle yatarlar. Ölüm bir an bile akıllarından çıkmaz.
Halbuki olayın aslı da bundan farklı değildir. Yeni doğanların öleceklere hiçbir etkisi yoktur. Bu, yalnızca psikolojik bir yanılgıdan ibarettir. Günümüzden 150 yıl önce yaşayanlardan bugün hiçbiri hayatta değildir. Kendilerinden sonra doğanların bu kişilerin ecellerine hiçbir faydası dokunmamıştır. Çünkü dünya bir tür durak yeridir; sürekli dolar ve boşalır.
İnsanın kendi ölüm anını bilmemesi onu gaflet içinde yaşamaya götüren sebeplerden biridir. Çünkü, ahiretteki azabı bilen ve düşünen bir insan ne zaman öleceğini bilse Allah'ın emirlerine karşı kayıtsız kalmaz, dünya hayatına dalarak ahireti ve hesap vereceğini unutmaz.
Ölüm vaktinin bilinmemesi insanın dünyadaki imtihanının bir sırrıdır. Bunun bilincinde olan mümin her an ölecekmiş gibi ahiret yurdu için hazırlık yapar. Allah'ın tüm emir ve yasaklarını samimi bir şekilde hayatının her anında yerine getirir.
İman etmeyen bir insan ise, Allah rızasının değil, nefsinin istekleri doğrultusunda yaşar. Öleceğini bilir ancak ölümün ahirette ya sonsuz cehennem ya da sonsuz cennet yurdunda bir uyanış olduğunu kavrayamaz. Ölüm gaflet içindeki insanın zihninde sadece herşeyinden ve tüm sevdiklerinden uzaklaşarak, ebediyen onlardan ayrılmak düşüncesinden ibarettir. Bu nedenle de sevdiklerine tutkuyla bağlanır, ölümün konusunun geçmesinden bile rahatsız olur. Ölüm aklına geldiğinde ise başka şeyler düşünerek unutmaya çalışır. Ölümü biraz düşünse bunalıma gireceği ve hayatının değişeceği endişesine kapılır. Ancak, her an hayatının sona ereceğini düşünmediği, ölüm üstünde tefekkür etmediği için, Allah'ın emir ve yasaklarını göz ardı eder ya da erteler. İbadet etmek için daha vakti olduğunu, yaşı ilerleyince yapacağını düşünür. Oysa ne kadar ömrü kaldığı konusunda hiçbir fikri yoktur. Ölümün her an gelebileceğini düşünmeden sürdürdüğü bu gaflet hali içinde Allah'ın emir ve yasaklarnı yerine getirmeye zaman bulamadan, ölüm apansız gelip çatar. Gaflet içindeki bu insanların hep uzak gördükleri ölümle karşılaştıkları an Kuran'da şöyle bildirilir:

O inkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi püskürtemeyecekleri ve hiç yardım alamayacakları zamanı bir bilselerdi. Hayır, onlara apansız gelecek de, böylece onları şaşkına çevirecek; artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne onlara süre tanınacak. (Enbiya Suresi, 39-40)

Ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi ölüm, mazeretleri dinlememekte ve takdir edilen vakit hızla yaklaşmaktadır. Hiçbir şeyin ölümü engellemesi ya da durdurması söz konusu değildir. Kuran'da bunun ifade edildiği bir ayet şöyledir:

De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

İnsan her an ölebilir, bu gerçeği unutmaya ya da bu gerçekten kaçmaya çalışmak insanın gaflette olduğunun ya da hızla gaflet girdabına doğru sürüklendiğinin göstergesidir. Gafletin insanı sonsuz azap yurduna götüreceği de kesin bir gerçektir.
Şimdi tüm bunları bir de kendiniz için düşünün. Bugüne kadar yukarıda tarif ettiğimiz çerçevede bir yaşantınız olmuş olabilir. Siz de hayatınızın gerçek amacı üzerinde düşünmemiş, sizi yaratmış olan Allah'a karşı sorumluluklarınızı bir kenara bırakmış, kendinizi aldatarak bir yaşam sürdürmüş olabilirsiniz. Eğer bu durumdayken bir anda ölümle ve ardından da ebedi pişmanlıkla karşılaşmak istemiyorsanız, burada anlatılan gerçekleri ciddi bir şekilde düşünerek okumalısınız. Unutmayın, ölüm anında uyanmak ve gerçekleri görmek insana fayda sağlamayacaktır. Allah bu konuda insanları kesin bir şekilde uyarmaktadır:

Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Münafikun Suresi, 10-11)

Biraz aklı olan insanın yapması gereken, ölümden sürekli kaçmak değil onu her an hatırda tutmaktır. Ancak bu şekilde gerçek hedefinin bilincinde olarak hareket edebilir, nefsinin ve şeytanın kendisini bu geçici dünya hayatı ile aldatıp oyalamasına izin vermez. İman eden her insan, ölüm gerçeğini samimi olarak düşünerek, pişmanlığın ve tevbenin fayda etmeyeceği hesap günü gelmeden önce Allah'ın razı olacağı bir insan olmak için daimi bir gayret göstermelidirler.
Şu anda ölmeyeceğinizin garantisini size ne kendinizin, ne başkasının veremeyeceğini bilen biri olarak hayatınızı bu kesin gerçeği unutmadan düzenleyin ve Allah’ın razı olacağı bir insan olmaya çalışın. Pişmanlığın ve tevbenin fayda etmediği o gün gelmeden evvel... Ölüm gelip uyandırmadan gafletin derin uykusundan uyanmak gerekir. Çünkü ölüm anında uyanmak insana hiçbir fayda sağlamayacaktır.
SİZ SAKIN İNSANLARIN KAPILDIĞI BU DERİN GAFLETE KAPILMAYIN, VE ÖLÜMÜN YALNIZCA BİR ANLIK BİR GEÇİŞ OLDUĞUNU,  ÇOK YAKIN VE KESİN BİR GERÇEK OLDUĞUNU ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
  Gafletteki kişi, ölümü uzak gördüğü gibi cennet ve cehennemi de kendinden uzak görür. Oysa ölüm ne kadar kesin ve gerçek ise, cennet ve cehennem de o kadar kesin ve gerçektir. Orada dünyadakinden çok daha net ve gerçek bir ortam vardır. Ve şurası çok kesin bir gerçektir ki, dünyadaki herkes mutlaka bu iki yerden birine girecektir.

Ölümle karşılaşmadan önce, her insan kendi durumunu samimi bir şekilde gözden geçirmelidir. Şuuru kapatarak, insanı hayvanlardan aşağı bir canlı türüne dönüştüren gaflet belasına karşı, samimi bir kalple Allah'a yönelmek, sürekli Allah'ı anmak ve Rabbimizin gönderdiği Kitap olan Kuran'a tam tabi olmak gerekir.