14 Ocak 2014 Salı

ORUÇ TUTMANIN ÖNEMİ


Rabbimiz'in Kuran ile insanlara bildirdiği tüm hükümlerinde olduğu gibi, orucun da insanlar için çok fazla hayır ve hikmetleri vardır. Ramazan Ayı, iman edenlerin bu hikmetleri görüp düşünmelerine ve bu şekilde imanda derinleşmelerine vesile olmaktadır.
Oruç müminin kalbini uyanık tutar. Oruçlu bir kişi, bir müddet sonra açlık ve susuzluk hisseder. Nefsi, yemeye ve içmeye meyleder. Fakat oruçlu olduğunun şuurunda olması buna mani olur. Oruçlu kimse, nefsinin arzu ve isteklerine engel olur. Bunu da Allah'ın emrini yerine getirmek için yapar. Böylece kalbi daima uyanık olur, Allah'ın murakabesi altında olduğunun şuuruna varır ve daima Allah'ı anmış olur. O'nun kudret ve azametini hisseder. Oruçlu olmak Allah için yememenin ayrı bir haz olduğunu sezmemizi sağlar. Kulluğun amacı da her şeyi Allah için yapmaktır. Oruç insanın gafletten uyanmasını, başıboş olmadığını anlamasını ve Rabbini tanımasını sağlar.
Oruç, kişi iradesini iyiye ve güzele yönlendirme noktasında insana çok ciddi destek ve katkılar sağlar. Faydalı ve güzel işleri yapmakta çok farklı bir şevk ve heyecan duymaya başlayan insan, yavaş yavaş kötülüklerden nefret etmeye başlar. Önemli olan Ramazandan sonra da aynı alışkanlıkları sürdürmek ve bunları kalıcı hale getirmeye çalışmaktır. Oruç insanları ahlaklı ve edepli yapmaya yöneltir. Elimize, dilimize ve belimize sahip olarak güzel bir ahlak ile olgun insan olmanın yolunu açar. Oruç insanın manen yükselmesini sağlar, ki­şi­nin ira­de­si­ni güç­len­di­rir ve ruhu kötülüklerden arındırır. Oruç insanı terbiyeye yöneltir.
Allah'a teslim olmayı, kulluk etmeyi reddeden ve kendini özgür bilen insan nefsi sınır tanımaz bir azgınlık içine girmeyi arzular. Oruç tutan insanlar nefislerinin kendi üzerlerindeki etkisine şahit olurlar. Oruç insanlara nefsinin gerçek mahiyetini gösterir. Kötülüğü, haddi aşmayı ve sınır çiğnemeyi emreden nefislerini tanıma fırsatı bulmuş olurlar. Ancak tüm bunların yanında onu nasıl dizginleyeceklerini nasıl söz geçireceklerini de öğrenirler. Oruç insana kendi nefsine malik olmadığını, Allah'ın izni ve emri olmadan hiçbir şey yapılamayacağını hatırlatır. Oruç sayesinde nefsin ne derece zayıf ve aciz olduğu, sağlam sanılan vücudun ise, ne kadar dayanıksız bulunduğu ortaya çıkar. Bir aylık süre boyunca her yönden Allah'a ne kadar muhtaç bir varlık olduklarını kavrar, kendi acizliklerine bizzat tanık olurlar. Nefsinin gerçek mahiyetini bu şekilde görüp idrak eden insan, artık başıboşluğu, nefsine itimat ve gururu bir tarafa bırakarak hakiki vazifesi olan kulluk görevlerini düşünür, kötü ahlaktan ve günahlardan vazgeçer.
Oruçlu kimse Al­lah için ye­me­sini, iç­me­sini ve şe­he­vi ar­zu­la­rı­nı ter­k et­me alışkanlığını kazanır ve ya­sak olan şey­le­re da­ha faz­la mey­li olan ne­fsine sa­hip olur ve haram olan şey­ler­den ken­disini uzak tutar. Oruç insana nefsine hakim olmasını sağladığı için kişiyi güzel ahlaka yöneltecektir. Bunun yanı sıra diğer ibadetleri yerine getirirken insanın nasıl bir nefsani terbiye içinde olması gerektiği anlamış olunur. Bu kavrayış bir insanın bir yandan kendi nefsini daha yakından ve tarafsız olarak tanımasını sağlarken, diğer yandan da böyle bir eğitime ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamasını sağlar. Diğer yandan insan hayatının her alanında aldığı bu özel terbiyenin nimetlerinden yararlanır. Çünkü nefsini terbiye etmiş -yani elindeki nimetlerin Allah'a ait olduğunu ve acizliğini fark etmiş- bir insanın hayatında bir takım değişiklikler meydana gelir. Böyle bir insanın dünya görüşü ve olaylar karşısındaki tepkileri ve yorumları farklılaşır. İnsani yönü ön plana çıkar. Allah'ın nimetleri olmadan yaşamanın imkansız olduğunu, açlığı yaşamak suretiyle uygulamalı olarak tespit etmiş bir kişinin bakış açısında çok olumlu değişiklikler meydana gelir.
Oruç, Allah’ın nimetlerini hatırlamamızı sağlayıp, nimetlere şükretmemizi sağlar. Çünkü her zaman yiyebilen insan, oruç tutmakla: "Bu nimetler benim mülküm değil, ben bunları yiyip içmekte hür değilim, başkasının malıdırlar, yemek için O'nun emrini bekliyorum" demiş ve manevi bir şükür yapmış olur. Oruçlu kişi kendini denetim altına alır ve nefsine hakim olur. Bu sayede kişi ahlaki olarak gelişmeye başlar. Böylece eline, diline ve beline sahip olur. Bu da o kişiyi örnek insan mertebesine taşıyacaktır.
Allah’ın önem verdiği konulardan biri de müslümanların birbirlerine sevgi ve merhamet göstermeleridir. Oruçlu olmak zengini fakirle beraber yaşamaya sevk eden bir ibadettir. Elindeki imkanları kendi gücünden bilen bu nedenle de zenginliğine ve imkanlarına güvenen bir insan oruç esnasında bu değerlerin bir önemi olmadığını daha iyi anlar. Fakir bir insanla kendisi arasında gerçekte hiçbir farkın olmadığını, elindeki imkanların gelip geçici olduğunu görmesini sağlar. Zengin, açlığı tatmadıkça fakire gerektiği gibi yardım edemeyebilir. Oruçlu olan kimse fa­kir­lik ve yok­sul­lu­ğun ne de­mek ol­du­ğu­nu bizzat yaşayarak anlamış olur. Kendi durumuna da şükretmiş olur. Oruçlu olmak ihtiyaç içinde olan insanların durumunu daha iyi kavrandığını sağladığı için bu­nun so­nu­cu ola­rak, şef­kat, mer­ha­met, baş­ka­la­rı­na yar­dım et­me ve in­san­la­ra fay­da­lı ol­ma gi­bi yü­ce duy­gu­lar ka­za­ndırır. Yardım etme isteği artmış olur. İnsan cimrilikten uzaklaşmış olur. Birbirlerine yardım eden insan topluluğu arasında çekişmeler olmaz. Toplum genel anlamda huzur ve merhamet verir ve toplum birbirine daha faydalı olmaya çalışır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Oruçlu olan fakir bir insan da kendisinden daha fakir ve muhtaç olan başka bir insanın durumunu anlamış olur. Kendi haline şükreder. Nimetler insana devamlı verildikçe, nimetlerin değerini anlama ve Allah’a şükretme hassasiyeti azalabilir. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.
Oruçlu kişi kutsal bir görevi yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşar. Bu sayede insanın kalbi sevinç ve mutlulukla dolacaktır. Kalbi sevinç ve mutlulukla dolan kişi ne yana dönerse orada Allah’ı görecektir. Allah’ın evrendeki tecellisini seyredecektir. Gördüğü her nesne Allah’ı hatırlatacaktır.
Bazı insanların çok yemek yeme, alkol ve si­ga­ra gi­bi zararlı alış­kan­lık­la­rı var­dır. İnsanlar, bu alış­kan­lık­la­rın­dan vaz­ge­çe­me­dik­le­ri­ni id­dia eder­ler ve ken­di­le­rin­ce çe­şit­li ma­ze­ret­ler öne sü­rer­ler. Ama Ra­ma­zan ayın­da oruç tutulduğunda bu alış­kan­lı­kla­rı­na karşı di­re­nir­ler ve sab­re­der­ler. Kötü alışkanlıklarına mahkum olan bir kişiyi, belirli bir süre zarfında oruç alıkoymuş olur. Bunun için de yıl­da bir ay bile ol­sa, alışagel­diği hayat düzeninin dışın­da bir prog­ram­la oruç tutarak yaşamaya çalışan kişi, hayat­ta karşılaşabileceği yeni durum­lara hazır hale gel­mek üzere tat­bikat yap­mak­tadır. Ramazan ayın­da Al­lah’ın em­rine uyarak iradesine sahip olan bir kişi ramazan ayın­dan son­ra da iradesine sahip olarak bu alış­kan­lık­larından vazgeçebilir. Oruç insanlara kötü alışkanlıklarını bırakmada yardım eden bir ibadettir.
Oruç tutan kişi, helal kazancın ne demek olduğunu daha iyi kavrar. Oruç tutmak suretiyle aç ve susuz kalan kişi kul hakkının ne denli önemli olduğunu anlar. Başkalarının büyük emek harcayarak elde ettiklerini haksız bir biçimde kendi zimmetine geçirmekten uzak durur. Bilir ki, kendisi de benzer bir durumla karşılaşabilir. Böylece kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmamak gerektiğini daha açık bir biçimde öğrenir.
Her kötülüğün başı, Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Halbuki oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevi eğitim sonucu Allah korkusu kalplere iyice yerleşir, bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur. Oruç, kişiyi sadece kötülüklerden korumakla kalmayacak, onu cehennem ateşinden de koruyacaktır. Çünkü, insanı cehenneme sürükleyen kötülüklerdir, bunlardan uzaklaşan cehennemden de uzaklaşmış demektir.
Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ibadettir. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez." Bu hadis-i şerifte, oruç tuttuğu halde kötü huyları terketmeyenlerin oruçlarının kamil oruç olmayacağını bildirilmiştir.
Peygamber Efendimiz diğer bir hadis-i şerifinde: "Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur." buyurmuştur. Bu kimseler, helal olan şeylerden uzaklaştıkları halde, uzaklaşmaları gereken diğer haramlardan uzaklaşmadıkları için oruç ibadetinden bekledikleri karşılığı tam bulamayacaklardır. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, orucun bir hikmeti de, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlak ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.
Oruç, baştan başa bir zikirdir. Ramazan Ayında farz olan orucu tutan bir Müslüman, bir ay boyunca devamlı olarak Allah'ı zikir etmektedir. Gündüz, oruçlu olduğunun şuuru içinde bulunduğu için daima Allah'ı hatırlar, oruç bozacak işlerden kendisini korur, iftardan sonra; namaz ve benzeri ibadetlerle meşgul olur ve yatarken sahura kalkmayı düşünür. Dolayısıyla oruç insana Allah’ı sürekli hatırlatmasını sağlatır.
Oruç, görür gibi Allah'a inanmayı ve gerçek anlamda Allah'tan korkmayı sağlar. Çünkü, oruçta kişi yalnız Allah'tan korkar, hiç kimsenin kendisini görmediği zamanlarda orucunu bozmayan bir mümin, gerçekten Allah'tan korkan, Allah'ı görür gibi ona inanan kişidir.
Oruç, insanı disipline sokar, insana zamanının önemini hatırlatır.  Allah’ın emrini yerine getirmek için gündüzleri bir ay oruç tutan bir kişi, Allah’ın emirlerini yapmak itiyadını da kazanır. Böylelikle, Allah’ın başka emirlerini yapmaya da alışkanlık peyda eder. Oruç kesintisiz bir ibadet olduğu ve beşeri ihtiyaçlar sebebiyle devamlı olarak kendisini hatırlattığı için kulun kendini Allah ile beraber, O'nun huzurunda, Allah'ı yanında hissetmesi, böyle düşünmesi ve buna göre yaşamasını sağlar.
Oruçlu olan kimse belli bir zamana kadar bir şey yiyip içemeyeceği için sabır göstermelidir. Bu sayede kişinin sabır göstermesi ilerlemiş olur. Sahip olduğu helal şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse, iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur. Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı durumlar karşısında sabır göstererek soğukkanlılığını korur. Oruç tu­tan kim­se sab­ret­me, sı­kın­tı­la­ra gö­ğüs ger­me, aç­lı­ğa su­suz­lu­ğa da­yan­ma ve nef­se ha­kim ol­ma durumunu ka­za­nır.
Oruç insanları doğruluğa, ihlasa, iyiliğe, nefis terbiyesine, merhamete yöneltir. Nefsi sabır göstermeye, güçlük ve meşakkatlere katlanmaya, karşılaşılacak her türlü zorlukları yenmek ve engelleri aşmak için gereken dikkat ve metanete sevk eder. Oruç vücudun açlığa, susuzluğa karşı mukavemetini de arttırır. İnsana dayanıklılık ve tahammül gücü kazandırır. Oruç çalışan kimseler için sıhhat ve rahatlık kaynağıdır. Çünkü orucun verdiği hafiflik ve rahatlık sayesinde iç organlarımız metanete sevk eder.
Midemiz, yiyecek ve içeceklerden uzak kaldığı gibi, dilimiz yalandan, ellerimiz haram işlerden, gözlerimiz harama bakmaktan, kulaklarımız yalan ve dedikodu dinlemekten, ayaklarımız kötü işler peşinde koşmaktan uzaklaşarak oruçtan nasibini almalıdır. Oruçludan beklenen budur.
Oruç tutan bir insan çeşitli yemeklerle donatılmış sofranın başında helal olan nimetlere elini sürmez, sabırla iftar vaktini bekler. Orucun müslümana kazandırdığı bu irade terbiyesi, insanı nefsani arzuların esaretinden kurtarıp adeta melekleştiren gerçek bir eğitimdir. Helal olan şeylere bile elini sürmeyen bu oruçlu, nasıl olur da harama el uzatabilir. Vücudunun ihtiyacı olan faydalı yiyecek ve içecekleri istediği zaman bırakabilen bir mümin, nasıl olur da içkileri kullanmaktan vazgeçmez. Oruç bize, belirli bir süre helal olan şeylerden uzaklaşmakla haramlardan sakınmayı öğretir.
Oruç insanın ruh dünyasını tedavi ederek, psikolojik sıkıntı, bunalım ve saplantıları ortadan kaldırır. Oruç, Allah'a kulluğun bir şuur ifadesidir. Oruç, bir teslimiyettir. "Ey Rabbim! Sen istediğin için yemiyorum, içmiyorum. İşte senin emrindeyim" demektir.
Oruç insanın kendi içinden gelen bazı olumsuz duygulara gem vurmasını öğretir. İnsanı "aşağılık duygusu"ndan kurtarır, kendine güven duygusunu arttırır. İftar davetleri ile dostluk, akrabalık bağları kuvvetlenir. Oru­cun insan sağ­lı­ğı ba­kı­mın­dan da çok ya­rar­lı ol­du­ğu bi­li­nen bir ger­çek­tir. Bu hu­sus tıb­ben de ka­nıt­lan­mış­tır.
  Allah Kuran’da oruç tutmayı emretmekte ve oruç tutamayanların ne yapması gerektiğini şöyle bildirmektedir:

Ey iman eden­ler, siz­den ön­ce­ki­le­re ya­zıl­dı­ğı gi­bi, oruç, si­ze de ya­zıl­dı (farz kı­lın­dı). Umu­lur ki sa­kı­nır­sı­nız. (Ba­ka­ra Su­re­si, 183)
(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır. (Bakara Suresi, 184)
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (Bakara Suresi, 185)

Allah Kuran’da oruç tutanlar için müjde vermektedir:

Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 35)


PEYGAMBER EFEN­Dİ­MİZ (SAV)'İN ORUÇ TUTMANIN ÖNEMİ HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

Oru­cun di­ğer iba­det­ler­den en bü­yük far­kı gös­te­riş için yap­ma ih­ti­ma­li­nin çok az olu­şu­dur. Bu yüz­den mü­mi­ni ri­ya­ya sü­rük­le­me gi­bi bir teh­li­ke­si yok­tur. Pey­gam­be­ri­miz Efendimiz orucun fa­zi­le­ti üze­rin­de çok faz­la dur­muş ve tüm de­tay­la­rıy­la bu iba­de­tin in­ce­lik­le­ri­ni üm­me­ti­ne an­lat­mış­tır. Oruç ile il­gi­li ha­dis­le­rin­de Pey­gam­ber Efen­di­miz bu­yu­ru­yor ki:

 Al­lah bu­yur­muş­tur ki: "Oruç­lu kim­se be­nim rı­zam için ye­me­si­ni, iç­me­si­ni ve cin­si mü­na­se­bet­le­ri­ni bı­rak­mış­tır. Oruç doğ­ru­dan doğ­ru­ya be­nim için ya­pı­lan (ri­ya ka­rış­ma­yan) bir iba­det­tir. Onun mü­ka­fa­tı­nı doğ­ru­dan doğ­ru­ya ben ve­ri­rim." (Bu­ha­ri)
"Ade­moğ­lu­nun her ame­li kat­la­nır. Bir iyi­lik ye­di yüz mis­li­ne ka­dar kat­la­na­bi­lir. Yal­nız oruç müs­tes­na. Çün­kü onun mü­ka­fa­tı­nı Al­lah ve­re­cek­tir. Oruç­lu iken iki se­vinç var­dır. Bi­rin­ci­si if­tar za­ma­nı­nın se­vin­ci, diğe­ri Rab­bi­ne ulaş­tı­ğı zaman­ki se­vinç­tir." (Müs­lim)
"Ra­ma­zan ayı gir­di­ğin­de gök­le­rin ka­pı­la­rı açı­lır, ce­hen­ne­min ka­pı­la­rı ka­pa­tı­lır ve şey­tan zin­ci­re vu­ru­lur. Oru­cu boş­la­ma, çün­kü onun den­gi yok­tur." (Müs­lim)
(Sahabeden birine hitaben): “Oruç tut; çünkü oruç gibi bir ibadet yoktur (onun yerini tutacak bir şey yoktur).” (Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 254)
"Oruç sabrın yarısıdır" (Buhari)
"Oruç, ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur." (Buhari)
"Oruç, kişi onu günahlarla delmedikçe, bir kalkandır." (Camiu’s-Sağır)
 Ey Ka’b namaz kişinin Müslüman oluşuna bir delildir, oruç ise sağlam bir kalkandır, sadaka vermek ise suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları siler süpürür. Ey Ka’b, haramla beslenerek meydana gelen et ve kemiklere ancak ateşte olmak yakışır.” (Ebu Davud)
“Yüce Allah ramazan ayında oruç tutmayı size farz kıldı, ben de size ramazan gecelerini namaz veya başka ibadetle geçirmenizi sünnet olarak bırakıyorum. Allah’a inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan ayında gündüzleri oruç tutup gecelerini namaz veya başka ibadetle geçiren kişi, dünyaya henüz gelmiş gibi günahlarından arınmış olur.” (İbn-i Mace)
 Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn-i Mace)
"Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.'' (Tirmizi)
"Ey Allah'ın Resulu dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükafatlandırsın.'' "Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.'' (Nesai)
"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." (Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi)
 "Kişinin fitnesi ailesi, malı, kendisi, çocukları ve komşusunda olacaktır. Oruç, namaz, zekat, iyiliği önermek, kötülükten sakındırmak bu türden fitnelere karşılık olacaktır." (Buhari)
 "Bir kadın, beş vakit namazını kılarsa, Ramazan orucunu tutarsa, namusunu korursa, kocasına itaat ederse, ona, "Cennetin kapılarından hangisini istersen oradan gir," denilir." (Ahmed)
"Kim Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah onu yetmiş sene Cehennem ateşinden uzaklaştırır." (Camiüs Sağır)
 "Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur." (Kütüb-i Sitte)
 "Oruç­lu­nun du­ası red­do­lun­maz." (Tir­mi­zi)
 "Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır." (Deylemi)
 "Oruçlarla Kur'anı Kerim, kıyamet gününde kula şefaatçi olurlar. Oruç der ki: "Ey Rabbim! Ben onu gündüz yemekten ve şehvetlerden men ettim. Sen onun hakkında benim şefaatimi kabul et." Kur'anda şöyle der: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykudan men ettim. Öyle ise Sen de, benim, onun hakkındaki şefaatimi kabul et. "Ve de şefaatleri kabul olunur. (İbn-i Amr (r.anhüma))
 "Üç amel Allah’ın rahmetindendir: Gece namazı kılmak, mümin kardeşin halini sormak ve oruç tutmak." (Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 257)
 “En iyi (faziletli) cihad sıcak havada oruç tutmaktır.” (Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa 256)
 “Cennet dört kişinin özlemini çeker, biri de ramazan ayında oruç tutandır.”  (Mustedrek-ul Vesail, cilt.7, sayfa 400)
 “Kim Ramazan ayını oruçlu geçirir ve haramlardan ve iftiradan sakınırsa, Allah ondan razı olur ve cenneti ona farz kılar.” (Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa. 346)
 “Her kim ramazan ayını susarak oruç tutar da, kulağını, gözünü, dilini, şehvetini ve vücudunun organlarını yalandan, haramdan ve gıybetten Allah’ın rızası için korursa, yüce Allah onu kendine yakın kılar, öyle ki o adam Hz. İbrahim Halilullah’a (onun makamına) erişir ve onunla birlikte olur.” (Vesail-uş-Şia, cilt.7, s.117)
 “Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetin kapısı da oruçtur.”  (Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 122)
 “Allahu Teala melekleri oruç tutanlara dua etmekle görevlendirmiştir.”  (Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 253-255)
 “Her şeyin bir zekatı vardır, bedenin zekatı da oruçtur.”  (Nehc-ul Belağa, hikmetli sözler 131)
 “Oruç tutun ki sıhhatli (sağlıklı) olasınız.” (Meheccet-ul Beyza cilt. 5, sayfa 160)
-"İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekatı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kabe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak." (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)
“Allah’ın Kitab’ı ile yolunuzu bulmaya çalışın ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci içerisinde olun, beş vakit namazlarınıza devamlı ve duyarlı olun. Ramazan orucunu tutun, mallarınızdan zekatı verin, sizden olan idarecilerinize itaat edin ki; Rabbinizin Cennetine girersiniz.” (Müsned)
Bedevinin biri Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi ve:
- Ey Allah'ın Resulü! İşlediğim takdirde cennete gireceğim bir amel söyle bana, dedi. Resul-i Ekrem:
- "Allah'a, hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin. Farz olan namazları kılarsın. Yine farz olan zekatı verirsin ve ramazan orucunu tutarsın" buyurdu.
Bedevi:
- Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu söylediklerine hiçbir şey ilave etmem, dedi.
Adam dönüp gidince Peygamber aleyhisselam:
- "Cennetlik birini görmek kimi mutlu ediyorsa, şu kişiye bakıversin!" buyurdu. (Buhari, Müslim, İbn-i Mace)