14 Ocak 2014 Salı

GERÇEK HAYATIN AHİRET OLDUĞUNU UNUTMAYIN

Allah ahiretin insanların "asıl hayatı" olduğunu ayetlerde şöyle bildirmiştir:  

Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma) dır. ŞÜPHESİZ AHİRET, (ASIL) KARAR KILINAN YURT ODUR. (Mümin Suresi, 39)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. BUNLAR, DÜNYA HAYATININ METAIDIR. ASIL VARILACAK GÜZEL YER ALLAH KATINDA OLANDIR. (Al-i İmran Suresi, 14)
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. ALLAH KATINDA OLAN İSE, DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR... (Şura Suresi, 36)
"Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. ALLAH KATINDA OLAN İSE, DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR. Yine de, akıllanmayacak mısınız?" (Kasas Suresi, 60)
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. GERÇEKTEN AHİRET YURDU İSE, ASIL HAYAT ODUR. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)
Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. AHİRET İSE DAHA HAYIRLI VE DAHA SÜREKLİDİR. (A'la Suresi, 16-17)

Kuran'da insanlara dünya nimetlerinin geçici olduğu, asıl nimetlerin ahirette bulunduğu bu ayetlerle açıkça bildirilmiştir. Dünya, insanın yalnızca sınırlı bir süre kaldığı geçici bir konaklama yeridir. Asıl kalınacak yer, gerçek yurt ahirettir. Asıl yurdun ahiret olduğunun şuurunda olmayan gaflet içindeki insanlar dünyada sürekli olarak rahat edecekleri daha iyi yerler ve imkanlar ararlar. Örneğin dar gelirli, evi olmayan biri hep kiradan kurtulacağı anı düşünür. Bir evinin olması onun en büyük idealidir. Bu uğurda sıkıntıya girer, ömrünün büyük bir kısmı ev ve diğer ihtiyaçları için taksit ödeyerek geçer. Bir başkası apartman dairesinden müstakil eve geçmeyi, bir diğeri ise, geniş arazili bir çiftliğe sahip olmayı düşünür. Ama Allah'ın ahirette vaat ettiği cennet mülklerinin varlığına inanmadığı ya da bu ihtimali çok uzak gördüğü için bunlara ulaşmakta en ufak bir çaba bile göstermez. Oysa müminler, cennete ve oradaki nimetlere kavuşmak için yarışırlar. Allah gaflet içinde dünya nimetlerine sahip olmak için adeta diğer insanlarla yarışarak çaba harcayanları, Kuran'da şöyle uyarmaktadır:

Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)

Dünya hayatına ilişkin her konu, cahiliye toplumu için aralarında bir övünme ve itibar malzemesidir. İnsanlar tarafından takdir görmek onlar için öylesine büyük önem taşır ki, tüm hayatlarını övünebilecekleri malzeme aramakla geçirirler. İyi bir tahsil yapmak, itibar elde edip tanınmış bir insan haline gelebilmek, sayılı zenginler arasına girmek, ünlü bir ailenin bir üyesiyle gösterişli bir evlilik yapmak, hatta çok sayıda çocuk doğurmak bile cahiliye toplumunun önemli övünme konularındandır. Çocuğunun güzel ya da zeki olması, hangi okullarda okuduğu veya kimle, nasıl bir evlilik yaptığı gibi konular bile bu mantık nedeniyle bir rekabet konusu olur. Oysa, zaten ortalama 60-70 yıl yaşanacak kısa bir dünya hayatında insanların, kendileri gibi aciz ve ölümlü başka insanlara gösteriş yapabilmek için, böylesine bir tutkuya kapılıp ahireti unutmaları çok büyük bir kayıptır.
Allah bir ayette; "Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz." (Kıyamet Suresi, 20-21) sözleriyle insanların asıl hayatlarını yaşayacakları ahireti gözardı ettiklerini hatırlatmıştır. Kuşkusuz bu, insanları sonsuz kayba uğratacak bir davranıştır. Dünyayı ebedi bir yaşam yeri zannederek hırsa kapılanların durumu başka bir ayette şöyle haber verilmiştir:

Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! (Bakara Suresi, 175)

Dünyayı gerçek yurt zannetmek büyük bir gaflettir. Çünkü sonsuzluğun yanında dünya hayatının süresi tek bir an hükmünde bile değildir. Dünyanın dıştan görünenine bakarsanız aldanabilirsiniz çünkü dünya insana kendini sevdirecek gibi yaratılmıştır. Son derece süslü görünür, hiç bitmeyecek gibi gelir. Ancak akıllı ve imanlı bir insan dünyadaki herşeyin aslında ilk anda görünenden farklı olduğunu ve herşeyin özel olarak var edildiğini hemen kavrar ve hayatını buna göre şekillendirir. Bu dünyanın geçici olduğu ve asıl hayatın bir numunesi olarak yaratıldığı, düşünen insan için açıktır. Dünyadaki tüm güzellikler geçicidir ve yanında pek çok kusurla birlikte var edilmiştir. Dünyanın en güzel insanı, bu güzelliğini en fazla birkaç on yıl koruyabilir. Yaşlandıkça derisi buruşmaya, vücudu biçimsizleşmeye başlar. Yaşlanmasına da gerek yoktur, en büyük çirkinlikler en güzel insanın hemen yanındadır. İnsanın acizliğini vurgulayacak çok ilginç mekanizmalar bedenine yerleştirilmiştir. Bir kaç gün yıkanmasa bedeninde kötü kokular oluşmaya başlar. Ne kadar çekici ve alımlı dursa da en büyük acizliği yaşayacak, herkes gibi tuvalete gidecektir.
İnsan alıştığı için bu acizliklerin içinde bir "hikmet" olduğunu genelde fark edemez. Oysa Allah kusursuzca yaratandır. Allah dilese insan hiçbir şekilde hasta olmaz, hiçbir şekilde kötü kokmaz ya da hiçbir zaman güçsüz düşmezdi. Bütün bu eksiklikler insana, Allah'a muhtaç olduğunu hatırlatmak içindir. Bir de içinde bulunduğu dünya hayatının mükemmel olmadığını, gerçek hayatın özellikle eksiklerle donatılmış kötü bir benzeri olduğunu hissettirmek için. Dünya ve ahiretle ilgili bir Kuran ayeti konuyu en güzel biçimde açıklar:

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

 Eksiklik, kusur, geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek kanunlar; kusursuzluk, ölümsüzlük, mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle, normal olan, bir çiçeğin hiç solmaması, bir insanın hiç kirlenmemesi, hiç yaşlanmaması, bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl kanunlar, insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini, insanın hiçbir acı ve hastalık yaşamamasını, hiçbir zaman üşümemesini, ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar, asıl hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır. Bu dünyada yaşanan tüm eksiklik ve kusurlar, asıl kanunların özel olarak bozulup, yerlerine geçici kanunların konmasıyla oluşmaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde cennet ile dünya arasındaki farkı şöyle bir örnek ile açıklamıştır:
"Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır." (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Aynı hadis Hz. Enes'ten şu şekilde aktarılmıştır: "Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır..."
Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi bu dünyadaki nimetler cennet nimetlerinin ancak çok küçük bir örneği olabilir. Dünya hayatının nimetleri ne kadar güzel, etkileyici ve kalıcı görünse de, insan bunların ardında gizlenen bu önemli gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır. Yalnızca bir aldanıştan ibaret olan bu dünyanın sahte süslerine kapılmanın, kendisini hem dünyada hem de ahirette hüsrana sürükleyeceğini bilmeli, her anında bu bilinçle hareket etmelidir.
"Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında, perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm, işte bu perdeyi kaldıran araçtır. Ölümle birlikte bu dünya ve bedenle olan ilişki kesilecek, yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır. Ölümle birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Asıl kanunların yurdu, yani ahiret ise sanıldığının aksine uzakta değildir. Allah dilediği an insanın buradaki yaşamına son verip, onu ahirete geçirebilir. Bu geçiş, bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona erecek olan dünyanın, ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır:

Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)

Ölümle birlikte rüya sona ermiş ve gerçek yaşam başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar", hatta "bir göz çarpması" kadar kalmış olan insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar. Şu an yaşadığınız dünya hayatının, ahiret hayatı ile kıyaslandığında rüya veya hayal gibi kalmasının en önemli sebeplerinden biri, dünyanın pek çok eksiklikle dolu olmasıdır. Rüyanızda yediğiniz elmanın verdiği lezzet ve doyuruculuk hissi, uyanıkken aldığınız tat ile kıyaslanınca nasıl bir şey ifade etmiyorsa, dünyada yaptığınız şeylerden aldığınız zevk de, ahirete göre çok eksik ve aldatıcıdır. Allah Kuran'da dünya hayatındaki bu aldatıcılığa karşı insanları şöyle uyarmaktadır:

...Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. ARTIK DÜNYA HAYATI SİZİ ALDATMAYA SÜRÜKLEMESİN ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33)

Yalnızca Allah'a ibadet etmek için yaratılan insanın önünde ortalama altmış-yetmiş yıllık kısa bir ömür vardır. Ve bu ömür, tıpkı bir kum saatinde olduğu gibi hiç durmadan akmakta; insan, ahirete doğru sürekli bir geri sayım içinde yaşamaktadır. Herkes kendisi için belirlenmiş bir süre kadar yeryüzünde kalacaktır ve bu vaktin bilgisi sadece Allah katında saklıdır. İnsanın hayatı kimsenin değiştirmeye güç yetiremeyeceği şekilde, Allah tarafından çizilmiş bir kader üzere işlemektedir. Dünya üzerindeki herşey zamanı geldiğinde yok olacaktır. Apaçık olan gerçek ise "…dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir." (Rad Suresi, 26) ayetinde de bildirildiği gibi, sonsuz ahiret hayatının yanında dünya hayatının çok kısa olduğudur. Çünkü dünya üzerinde herşey eskimeye, yaşlanmaya ve yok olmaya doğru çok büyük bir hızla ilerlemektedir. Zaman herkesi ve herşeyi mutlaka tahribata uğratmakta ve bu geçici dünyaya bağlananlar çok büyük bir kayıp içine düşmektedirler. İnsan dünyada çok kısa bir süre kalacak ve dünya nimetlerinden ancak sınırlı bir süre için faydalanabilecektir. İnsanın gerçek hayatını yaşayacağı yer ise ahirettir. İnsanlar, sonunda Allah'a döndürülecekler ve ahirette herşeyin aslıyla karşılaşacaklardır. Bu nedenle insan Kuran'da 'asıl hayat' olduğu bildirilen ahireti samimiyetle düşünmeli, sonsuz rahmeti ve lütfuyla insanlar için böyle büyük bir nimet bahşeden Rabbimiz'e şükrederek Kuran ahlakını yaşamalıdır.



                AHİRET HAYATINA HAZIRLIKLI OLUN

            Zaman kavramının önemini yitirdiği, sonsuzluğun başladığı, asla tükenmeyen ikramlarla dolu kusursuz bir cennet hayatını mı istersiniz, yoksa ilk on senesi çocukluğun şuursuzluğuyla, son on senesi de yaşlılığın yorgunluğuyla geçen üç-beş on senelik, eksik ve kusurlarla dolu bir dünya hayatını mı? Kuşkusuz ki aklını kullanan her insan, "kusursuz ve sonsuz olan cennet hayatını" seçer; acizliklerden asla kurtulamayacağı birkaç on sene için de bundan asla vazgeçmez.
            Kuran'da ahiret hayatının "asıl hayat" olarak tanımlanması, tüm insanların üzerinde düşünüp öğüt almaları gereken bir konudur. Kuran'daki bu ifade, dünya hayatında gerçek sandığımız herşeyin sanılandan çok daha farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Yaşadığımız bu hayat, insanların bir ömür boyunca peşinden koştukları değerler, elde etmeye çalıştıkları tüm güzellikler ahiret ile kıyaslandığında "asıl olan" değil "sahte olan"dır; yani bu dünya Allah rızasını aramayan insanlar için sahte metalar, sahte hırslar, sahte başarılar, sahte sevgiler, sahte dostluklarla doludur. Müminler ise dünyada, cenneti ummanın mutluluğunu yaşayacak, ahirette de neşe, sevinç, mutluluk gibi duyguların "gerçeği" ve "eksilmeyeni" ile mükafatlandırılacaklardır. O halde böyle bir durum karşısında kişinin kendisine şu soruları sorması gerekir:
            Eğer bu dünyada bütün yaşadıklarım sahte ise ve bunların asıllarıyla yalnızca ahiret hayatında karşılaşacaksam, neden geçici ve aldatıcı olanlarla yetinip, bunlar için sonsuz ve gerçek olanları kaybedeyim?
            Neden hiç kaybolmayacak, ebediyen var olacak güzellikler için çaba harcamayayım?
            İnsan samimiyetle kendisine bu soruları sorar ve aynı samimiyetle cevaplarsa, doğru olan için çaba harcayacak, dolayısıyla hem dünyada hem de ahirette mutlu bir yaşam sürecektir. Aklını kullanabilen her insanın bu sorulara vereceği cevap ise, elbette 'Bu dünyadaki en önemli amacım Allah'ın rızasına uymak ve ahirette sonsuza kadar sürecek olan gerçek hayatım için çaba harcamaktır' şeklinde olacaktır. Bu gerçeği görebilen bir insanın aynı mantıkla kendisine sorması gereken bir başka soru da, Kuran'da bildirilen ve elçi olarak gönderilen kişinin kavmine yönelttiği şu soru olmalıdır:

"Bana ne oluyor ki, beni Yaratan'a kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz." (Yasin Suresi, 22)

            Ahireti kazanmak isteyen kişinin yapması gereken, Kuran'da güzel bir karşılığı olduğu müjdelenen "ciddi çabayı göstermek" olmalıdır:

Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)

            Ahiretteki güzel sonucun ancak büyüklenmeyen takva sahiplerine ait olduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir:

İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere kılarız. Sonuç takva sahiplerinin (Allah'tan korkanların) dir. (Kasas Suresi, 83)

Yalnızca dünya hayatına razı olmayan ve ahiret hayatının ebedi olduğunun bilincinde olan kişiler, bu hayatın yararlarının geçici olduğunu bildikleri için, sonsuz cennet güzelliklerini kazanmak için çalışırlar. İşte onlar yaptıkları bu ticaret nedeniyle çok büyük bir kazanç içindedirler. Allah onları büyük bir ecirle müjdelemiştir:

  Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır… Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)

            Bu dünyanın geçiciliğinin farkına varmak, gaflet içinde olan bir insanın gafletten kurtulmasına vesile olur. İnsan, geçici fayda sağlayan dünya nimetlerine duyduğu tutkulu isteklerden arınır, sonsuz güzellikteki cennet nimetlerini ve Allah'ın rızasını kazanmaya yönelir. Allah ayetlerde şöyle bildirmektedir:

  Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar. (Mutaffifin Suresi, 22-26)
  Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
  Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)

            Ahiret hayatı dünyayla kıyaslanmayacak güzellikte, sonsuza dek sürecek yeni bir hayatın başlangıcı olacaktır. Allah, gerçek hayatın yaşanacağı sonsuz ahiret için çaba harcayanlara hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayat vereceğini vaat etmiştir. Aksinde ise, insanlar için dünya hayatında "sıkıntılı bir geçim" vardır:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124)

            Hayatını, ahireti esas alarak düzenleyen bir insan aslında dünyada da olabilecek en güzel, rahat ve huzurlu yaşamı sürdürecektir. Çünkü kendi yaratılışına en uygun olan yaşam tarzı Kuran'da bildirilmiştir ve kişi Kuran'a tam olarak uymakla, bir anlamda dünyayı Cennet benzeri bir mekan haline getirmiş olacaktır.

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

            Allah, yukarıdaki ayetinde Kuran'a uyan müminlerin güzel bir hayat sürdüreceklerini müjdeler. Bu bilgi, aslında insanlara verilmiş oldukça önemli bir sırdır. Ne kadar güzel, ne kadar zengin, ne kadar şöhretli olursa olsun, bir insan Kuran ahlakını yaşamadığı sürece dünyada güzel bir hayat yaşayamaz. İman ve Allah'ın hoşnutluğunu aramak gibi, insanın yaratılışına en uygun, en çok huzur içinde yaşayabileceği yapıya sahip olmanın karşılığında, Allah'ın sonsuz iyi bir yaşam olan cenneti vermesi O'nun lütfundandır.
             İnsanların çoğunluğunun ölüm kendilerine hiç ulaşmayacakmış gibi davranmaları, insanda aldatıcı bir rahatlamaya sebep olabilir. Bir hatayı işleyen çok sayıda kişinin bulunması insanı yanıltabilir. Bu lise yıllarındaki "sınav psikolojisi" gibidir. Genelde sınavlar belirli bir süre önceden öğrencilere duyurulur ve buna çalışmaları için bir süre tanınır. Sınavın konuları da bildirilir ki öğrenciler nereye çalışacaklarını bilsinler. Bazı zamanlar sınavın gününü ve saatini önceden bilmemize rağmen, bu sınava hiç hazırlanmamışızdır. "Nasıl olsa daha çok vakit var" mantığıyla günler geçmiş, sınav saati gelip çatmıştır. Sınav salonuna doğru giderken, önceden çalışmış olanların rahat tavırları bize ne büyük sıkıntı vermiş, "keşke ben de hazırlansaydım" diye büyük bir pişmanlık duymuşuzdur. İçimizde derin bir gerginlik hissetmiş, "zamanı geriye çevirebilmeyi" ve geçmişe dönüp sınava çalışmayı istemişizdir. Elbette ki bu imkansızdır, ve artık geri dönüş yoktur. Sınavdan alınacak başarısız sonuca katlanmak zorundayızdır.
            Şimdi bir de insanın ahirette, Allah'ın huzuruna çıktığı gün yaşayacağı sıkıntıyı ve vicdan azabını düşünelim. Şüphesiz ki bu sıkıntı, okul sıralarında sınav saatinde çekilen sıkıntıyla kıyaslanmayacak kadar büyük olacaktır. Üstelik kopya çekerek, öğretmenin yardımını alarak ya da başka yollara başvurarak bu sınavı atlatmanın hiçbir yolu yoktur. Çünkü bu, ahirette Allah'ın huzurda hesap vereceklerinin bilincinde yaşayan, Allah'ın dinini öğrenmeye ve uygulamaya çalışan, kısacası "çıkacakları sınava" hazırlanan insanlara haksızlık olur. Sonsuz adaletiyle Allah böyle bir haksızlığa asla izin vermez, ve o hesap günü hakeden hakettiğini tam karşılığıyla alır. Ölümden sonra Allah’ın insanları yaşadıkları hayattan hesaba çekeceğini ve bu hesabın sonucunda cennete ya da cehenneme sevkedileceğini bildirdiği halde ahiret için bir hazırlık yapmamak büyük akılsızlıktır.
            İnsanlar şu an, cennetle cehennem arasındaki ayrıma getirilseler ve birazdan yapılacak bir sorgulama ile sonsuz bir hayata başlayacaklarını anlasalar, nasıl bir tavır içine girerler?
            Bu şartlar altındaki bir insanın hemen yanı başında duran ve belki de bir an sonra içerisine atılacağı cehennemi, bile bile Allah'ın razı olmayacağı bir tavır göstermesi mümkün olur mu?
            Kuşkusuz ki hayır. Aksine böyle bir durumla karşı karşıya gelen her insan son da olsa bir fırsatının olduğunu düşünerek cennete girebilmek için aklını ve vicdanını son sınırına kadar kullanır, Allah'ın en beğeneceği tavrı uygulamaya çalışır. Dünyada iken bu durumu kendisinden çok uzak gören ve ahiret hayatından yana hiçbir hazırlık yapmaya gerek duymayan bir insan bile büyük bir panik içerisinde durumu telafi etmeye çalışacaktır. Ancak o gün artık telafi etmek için vakit yoktur. Çünkü Allah'ın kullarına belirlemiş olduğu imtihan süresi ölümleriyle birlikte sona ermiş ve hesap defterleri kapanmıştır. O ana kadar iyilikten ya da kötülükten yana ne yaptılarsa sadece bunlarla karşılık göreceklerdir.
            İşte müminlerin dünya hayatında gösterdikleri çaba da, ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmeleri, bunu akıllarından çıkarmamaları ve ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmelerinden kaynaklanır. Onlar ahirette bu korkuyu ve pişmanlığı yaşamamak için, dünya hayatları boyunca kendilerini her an bu toplanma yerinde haklarında karar verilmesini beklermişçesine düşünürler. Sanki oraya gitmiş, cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu görüp de dünyaya geri dönmüşlercesine açık bir şuur ve imanla ahirete hazırlık yaparlar. Ve böylece karşılaştıkları her olayda olabilecek en vicdanlı ve en güzel tavrı ortaya koyarlar. Çünkü bilirler ki, gösterdikleri en ufak bir gevşeklik ya da bir vicdansızlık, o gün yürek acısı olacak pişmanlığa neden olabilir.
            Mümin dünya hayatında geçireceği kısıtlı süre içerisinde çeşitli imtihanlarla deneneceğini bilir. Ancak onun amacı ahirette güzel bir yer edinmektir. Çünkü dünya hayatı çok kısa ve geçicidir. Ahiret hayatı ise sonsuz zamanlar boyunca sürecektir. Ahiret kusursuzluğun ve eksiksizliğin yaşanacağı bir yer olacaktır. Dünya hayatı ise insanlarda ahirete özlem olması, dünyaya tamah edip bağlanmamaları için özellikle birtakım eksiklerle dolu olarak yaratılmıştır. Bunun bilincinde olarak, dünyayı ancak ecir kazanabileceği geçici bir mekan olarak gören mümin yaptığı her işte ahiret özlemini, ahireti kazanabilme arzusunu taşır. Ahirete iman etmeyenler sadece dünyaya yönelik küçük hedefler edinmişlerken ve bunlara ulaşabilmenin ümidini yaşarken, müminler ahireti gaye edinmişlerdir.
            Ahiret müminin hayatı boyunca özlemini duyduğu yerdir. Bir an dahi ahireti unutup dünya hayatına dalmaz. Ahiret inancı tam olduğu için bütün davranışları, ibadetleri ve ümitleri ahirete yöneliktir. Müminler birbirleriyle hayırlarda yarışırlarken, olabildiğince güzel bir ahlaka sahip olmaya, Allah'a çok yakın bir kul olmaya çalışırlarken bu davranışlarının ardında yatan sebep, Allah'a duydukları iman ve sevgi, Allah'ın rahmetine ve cennetine kavuşma ümididir. Ümit ne kadar güçlü olursa, kişinin çabası da o derece yoğun olacaktır.
            Allah'ın rahmetini ve cennetini ummak kişinin bütün hayatını, hayata bakış açısını, ibadetlerindeki samimiyeti ve kararlılığı büyük çapta etkiler. Allah'ın rahmetini uman bir insan Allah'ın yasakladığı bir şeyi yapamaz, Allah'ın emrettiği bir şeyi göz ardı edemez, kötü söz söyleyemez, vicdanının sesini dinlememezlik etmez, insanlara hayrı, hakkı tavsiye eder, onları kötülükten men eder ve Allah'ın kendisine emrettiği daha birçok ibadeti şevkle yerine getirir. Bu şevkli yapı içerisinde ümitsizliğe yer yoktur. İşte Allah'ın kendilerinden razı olduğu kişiler bunlardır. Allah onları cennetle müjdelemektedir:

Bu, size vaat olunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan, görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir. "Ona selamla girin. Bu, ebedilik günüdür". Orada diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 32-35)

            Ölümün bizi nerede beklediği belli değildir. Ancak, biz onu her yerde beklemeliyiz. Akıllı olan insanın temel özelliklerinden birisi, yarınını garanti altına almak için bugünden çalışıp gayret etmek ve başına gelmesi muhtemel olan hadiseler için önceden tedbir almaktır. Şu kısacık dünya hayatında bile insan, bugünden yarın için, yazdan kış için çalışıp hazırlık yapmaktadır. Halbuki hiç kimsenin yarına kavuşacağı hususunda bir garantisi yoktur. Gelmesi muhtemel olan yarın için bugünden hazırlık yapan insanoğlu, gelmesi kesin olan ölümden sonraki hayatı hatırlayıp da ona hazırlık yapmaması hiç düşünülebilir mi? Bu sebeple Peygamber Efendimiz, ölümü çok düşünmemizi ve ondan sonrası için hazırlık yapmamızı emretmekte, ölümden sonraki hayat için çalışan insanı akıllı insan olarak nitelendirmektedir.
            Genç, yaşlı, zengin, fakir demeden ölümün her insanı, her zaman ve her yerde bulduğunu bilmek, bu dünyaya bağlanmamanızı ve asıl olarak ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmanız gerektiğini anlamanızı sağlamalıdır. Unutmayın ki, her ne sebeple olursa olsun mutlaka bir gün ölecek ve Allah’ın huzurunda hesap vereceksiniz.

                                                                                             
                       
                                                                                
            İNSAN GERÇEKTEN SEVDİĞİ BİRİNİN AHİRETİNİ DÜŞÜNÜR

            İnsanın asıl hayatı, ölümü ile birlikte başlayan ahiret hayatıdır. Dünya her insanın geçici olarak ve sadece denenmek için bulunduğu bir yerdir. Bu gerçeğin şuurunda olan müminler, birbirlerine olan sevgilerini, asıl olarak birbirlerini ahiretteki sonsuz hayatlarına hazırlayarak gösterirler. Kendileri Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine ne kadar çok kavuşmak istiyorlarsa, çok sevdikleri mümin kardeşlerinin de aynı nimetlere ve güzelliklere kavuşmalarını isterler. Aksinde, insanın sonsuza dek, bir daha kurtuluş imkanı olmaksızın cehennem azabıyla karşılık göreceğini bilmeleri, iman edenlerin bu konuda büyük bir şevk ve kararlılık içerisinde hareket etmelerini sağlar. Birbirlerinde gördükleri hatalı ya da kusurlu yönleri hiç vakit geçirmeksizin hemen telafi etmeye ve birbirlerini Allah'ın en fazlasıyla razı olacağı ahlaka ulaştırmaya çalışırlar. Birbirlerini daima iyi ve güzel olana davet eder, kötülüklerden sakındırmaya gayret ederler. Onların bu konudaki şevk ve azimleri, birbirlerine olan gerçek sevgilerinin de en açık göstergelerinden biridir. Allah Kuran'da, iman edenlerin birbirlerinin ahiretlerine yönelik bu güçlü sevgi anlayışlarını şöyle haber vermektedir:

  Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

            Aile bireylerini zararlı kötü işlerden sakındırıp, Allah’ın istediği bir yaşantı için eğitilmesi önemli bir görevdir. Ayette şöyle buyrulur:

            Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. (Tahrim Suresi, 6)

            Bu ayette, kişinin, sadece kendisini Allah'ın azabından kurtarmasının yanında, gücü yettiğince ailesini Allah'ın sevdiği kullar olacakları şekilde yetiştirmesinin de kendi sorumluluğu içinde olduğu bildirilmiştir. Şayet onlar cehennem yolunu tutmuşlarsa, gücü nisbetinde onlara engel olmaya çalışmalıdır. Sadece onların bu dünyadaki refahlarını değil, ahirette cehennemin yakıtı olmamalarını da düşünmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz. Hükümdar halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur." (Buhari)