14 Ocak 2014 Salı

HER AN İMTİHANDA OLDUĞUNUZU UNUTMAYIN

İnsan, yeryüzünde bulunduğu sürece ahirete yönelik bir sınav yaşamakta ve bu konuda gösterdiği çabayla denenmektedir. Hayat, gerçekte Allah'ın bizleri sınamak ve eğitmek için yarattığı geçici bir süredir. İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Rabbimizi tanımak, O'nun hükümlerine uymak ve sadece O'nun rızasını aramakla sorumludur. Bunun yanında bu imtihan hayatı boyunca başına gelen herşeye en güzeliyle karşılık vermek, sabretmek ve güzel ahlak göstermekle yükümlüdür. Herşeyin Rabbimizden gelen bir deneme olduğunu bilmek, bunlardan zevk almak, karşılaştığı her olayı neşe ve şevkle karşılamak ise, dünyadaki imtihanın müminlere has olan bir sırrıdır. Şüphesiz bu sırrı kavrayan ve tüm yaşamını denendiğinin bilincinde olarak geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecek olan bir kazanç elde edeceklerdir.
İnsan zenginken fakir düşebilir, başarılı olduğu bir konuda ummadığı bir başarısızlıkla karşılaşabilir, sevdiği bir insanı yitirebilir, hastalanabilir, sakat kalabilir… Ama bunların hepsi bu kişi için bir denemedir ve Allah böyle denemelere sabreden kullarını sonsuz bir güzellikle müjdelemiştir. İşte burada insana düşen vicdanının sesini dinlemek ve Allah’ın kendisini denemeden geçirdiğini hiçbir şekilde unutmamaktır.
Allah Kuran'da tarih boyunca değişmeyen bazı kanunların varlığından söz etmiştir. İnananların zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmaları, inkarcıların baskılarına maruz kalmaları, ama inkarcıların bunun sonucunda mutlaka hüsrana uğramaları da Allah'ın haber verdiği bu kanunlardandır:

Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar. (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir kanunudur. Kanunumuzda (sünnetimizde) bir değişiklik bulamazsın. (İsra Suresi, 76-77)

İşte bu, dünyada yaşanan imtihanın sırlarından biridir. Kuran'da inkarcı toplulukların elçilere ve salih müminlere karşı kurdukları tuzaklar ve yaptıkları zorbalıklarla ilgili pek çok örnek verilmektedir. Firavun'un kavmine karşı gösterdiği zorbaca muamele de buna bir örnektir. Allah ayetinde bunun Kendisinden bir deneme olduğunu şu şekilde bildirir:

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (Bakara Suresi, 49)

Allah Kuran'da Müslümanlara karşılaşabilecekleri pek çok olayı önceden haber vermiştir. Ayrıca Müslümanlara cennete girebilmeleri için mutlaka geçmiştekilerin başlarına gelenlerle deneneceklerini de bildirmiştir:

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

Ayette de belirtildiği gibi inkarcıların hayrı engellemek için yaptıkları her türlü zorbalık, Müslümanlar için bir imtihan olmaktadır. İman edenlerin bu zorluklar karşısında gösterdikleri üstün ahlak, cesaret ve metanet, onların ahiret karşılıklarını ve derecelerini arttırmaktadır. İşte bu zamanlar, "zor anların Müslümanları" ile "kolay anların Müslümanları"nın ortaya çıktığı, birbirlerinden ayrıldıkları zamanlardır. Zor anların Müslümanları üst üste gelen sıkıntılara ve zorluklara "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." (Bakara Suresi, 156) cevabını verenlerdir.
Allah insanların yeryüzünde bulunuş amaçlarını, ayetlerde şöyle bildirmiştir:

Ben, cinleri ve insanları YALNIZCA BANA İBADET ETSİNLER DİYE yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
O, AMEL (DAVRANIŞ VE EYLEM) BAKIMINDAN HANGİNİZİN DAHA İYİ (VE GÜZEL) OLACAĞINI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; ONLARIN HANGİSİNİN DAHA GÜZEL DAVRANIŞTA BULUNDUĞUNU DENEYELİM DİYE. (Kehf Suresi, 7)
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. ONU DENİYORUZ. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, ŞERLE DE HAYIRLA DA DENEYEREK İMTİHAN EDİYORUZ ve siz, Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)
Andolsun, biz sizi BİRAZ KORKU, AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTMEKLE imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)
Andolsun, MALLARINIZLA VE CANLARINIZLA İMTİHAN EDİLECEKSİNİZ ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)
Allah, müminlerin sabır yoluyla deneneceklerini, doğru olanlarla olmayanları birbirinden ayırt edeceğini ayetlerde şöyle bildirir:

Andolsun, Biz sizden MÜCAHİD OLANLARLA SABREDENLERİ BİLİNCEYE (BELLİ EDİP ORTAYA ÇIKARINCAYA) KADAR, DENEYECEĞİZ ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). (Muhammed Suresi, 31)
Yoksa siz, Allah, içinizden CEHD EDENLERİ (ÇABA HARCAYANLARI) BELİRTİP-AYIRDETMEDEN VE SABREDENLERİ DE BELİRTİP-AYIRDETMEDEN cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran Suresi, 142)

Allah, MURDAR OLANI, TEMİZ OLANDAN AYIRDEDİNCEYE KADAR mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir… (Al-i İmran Suresi, 179)
"Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri Biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın İMAN EDENLERİ BELİRTİP-AYIRMASI ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez" (Al-i İmran Suresi, 140)

Bu konuyla ilgili olarak Kuran'da, Peygamberimiz döneminde yaşanan şöyle bir olay örnek verilmiştir:

İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) MÜ'MİNLERİ AYIRDETMESİ; MÜNAFIKLIK YAPANLARI DA BELİRTMESİ İÇİNDİ… (Al-i İmran Suresi, 166-167)

   Ayetlerde görüldüğü gibi Allah insanları denemek için yaşamı yaratmış ve insanları dünyaya geçici olarak yerleştirmiştir. Burada karşımıza çıkan olaylarla bizi denemekte; inkarcıların ortaya çıkması, inananların kötülüklerden arınması ve cennet ahlakına ulaşması için hayatı devam ettirmektedir. Yani dünya sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmeniz için bir sınanma, bir eğitim yeridir. İmtihan dünyası çok değerlidir. Çünkü eğer kötülükler, sıkıntılar olmasa insandaki bu güzel özellikler ortaya çıkmayacak, salih olanların üstün ahlakları belirginleşmeyecek, manevi derecelerinde bir artış olmayacaktır. İşte bu nedenle sıkıntı olarak görülen tüm olaylar insanın ahlakının güzelleşmesi, olgunlaşması, manevi olarak derinleşip güçlenmesi, cennetteki derecesinin, mertebesinin artması için önünde sınırsız bir ufuk açmakta, çok güzel fırsatlar sunmaktadır.
  İnsanın karşılaştığı zorluklar, sıkıntılar ve musibetlerin sonunda çok büyük güzellikler ortaya çıkar. Zorluğun ve sıkıntının şiddeti de bunlarla karşı karşıya kalan kişinin imanının gücünü, ahlakının üstünlüğünü, dirayetini, vefasını, sadakatini ortaya çıkarmakta ve arkasında imani ve manevi bir derinliğe ulaşmış, olgun bir karakter bırakmaktadır. Böylece insan üstün karakterini zaafa uğratan özelliklerden arınmakta, altın gibi bir karakter ortaya çıkmaktadır.
  Sıkıntı ve musibetlerin başka pek çok hikmetleri vardır. Şiddetli denemelerden geçirilerek, nefislerinin kötü özelliklerinden sıyrılan inananların bu üstün ahlakına böylece diğer insanlar da şahit olmaktadır. Müminlerin ihlasları, haktan yana olan üstün ve erdemli tavırları, bu şiddetli denemeler karşısında ortaya çıkmakta, yaptıkları hizmetlerin karşılığında hiçbir şahsi beklentileri olmadığı gözler önüne serilmektedir. Müminlerin gösterdikleri bütün çabanın sadece ve sadece Allah rızası için olduğunu müminler hakkında kalbinde en çok şüphe taşıyan kişi dahi tasdik etmekte, halis niyetlerine tüm insanlar şahit olmaktadır. Bu yönüyle zorluk ve musibetler müminlerin doğru yolda olduklarını gösteren bir belge hükmüne geçmekte ve müminleri diğer insanlara tanıtmaktadır.
  Müminler hayatlarını Allah’a vakfettikleri için tüm yaşamları boyunca Allah yolunda sayısız konuyla denenirler. Her biri çok önemlidir ve olgunlukta kıymetli vesilelerdir. Ruhun olgunluğa ulaşması için Allah tarafından özel olarak yaratılan aşamalardır. İnsan zorluklarla olgunlaşır, zorluklarla kendisini, karakterini geliştirir. Her zorluk insanı biraz daha güçlendirir, sağlamlaştırır. Allah rızası için aşılan her güç durumdan kişi biraz daha akıllı, biraz daha sabırlı, biraz daha imanlı çıkar.
  Hiç zorluk yaşamayan bir insanın ruh derinliğiyle, çile ve zorlukla yetişen bir insanın ruh derinliği bir olmaz. Düşünce derinliği, olaylara bakış açısı, nimetlerden zevk alma gücü çile çekmiş kişilerde daha fazladır. Çünkü çile ve zorlukla karşılaşan insanın ruhu daha fazla eğitimle karşılaşmıştır, acılar daha çok akıl kullanma zorunluluğu oluşturmuştur. Bu da doğal bir olgunluk, konulara karşı itidal geliştirmiştir.
  İnanan bir insan için zorluklar, imtihanlar, güzel bir sabır ile sabredilecek, Allah’a olan karşılıksız sevgi ve bağlılığın gösterilebileceği çok kıymetli anlardır. Kolay yaşamlar çoğu zaman mücadele gücü gelişmemiş, metanetsiz, sabırsız, cesaretsiz, değer bilmez kişiler yetiştirir.
  Tüm hayatını Allah için yaşayan, Allah'ın rızasından vazgeçmediği için hayatının büyük bir bölümünde zulüm gören, zorluk yaşayan, hep öldürülme tehlikesi altında kalan, insanlardan incitici ve alaycı sözler işiten, iftiralara uğrayan, hatta hapis yatan bir mümin ölüm meleğini gördüğünde tüm hayatı boyunca yaşadığı zorluklar için büyük bir sevince kapılacaktır. Allah’ın yarattığı, zorluk gibi görünen olayların gerçekte sadece sabır gösterilmesi gereken bir sınama olduğunun bilinmesi ve kabusa, sıkıntıya çevirilen hayatın aslında çok zevkli geçecek bir hayata çevrilmesi gerekir.
  Dünyanın tek özelliği Allah’a karşı sabrımızı, tevekkülümüzü, Allah rızası için gayretimizi göstereceğimiz bir mekan olmasıdır. Allah Kuran’da dünyanın geçici bir yer olduğunu, ahirette ise sonsuz bir hayata kavuşacağımızı bildirmiştir. İnsan sadece bu konuyu düşünse, karşılaştığı zorlukları, bir tebessümle geçer, Rabbim beni şu an imtihan ediyor, en güzel karşılığı vereyim diye düşünür. Allah Kuran'da, müminlerin özelliklerinden birinin de kendilerine isabet eden sıkıntılara sabretmeleri olduğunu bildirmektedir:

Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Hac Suresi, 35)

Mümin dayanılmaz bir açlık, fakirlik, korku, yaralanma hatta ölüm bile olsa bundan razı olur ve Rabbine karşı şükredici bir tavır gösterir. Binlerce zorluk ardarda da gelse, tüm hayatı durmaksızın bu zorluklar içerisinde de geçse o, yine de bunu bir güzellik olarak değerlendirir. Çünkü bu dünyadaki bir kaç on yıllık zorluğa Allah için güzel bir sabır gösterdiği takdirde, sonsuza kadar tek bir an için bile hiçbir sıkıntı yaşamayacağını bilmektedir. Çünkü Allah'ın dilemesiyle bu şevk dolu tavrı ona nimetlerin en güzelini, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazandıracaktır. Kısa süren dünya hayatında çekilen sıkıntılar, ahirette büyük ve sonsuz nimetler verilmesine sebep olur. Hazret-i Ömer buyurdu ki:

            Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim:
            Birincisi, belayı Allahu Teala göndermiştir. Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur.
            İkincisi, Allahu Teala’ya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.
            Üçüncüsü, Allahu Teala, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Belaya karşılık, ahirette nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz olduğu için, gelen belalara sevinirim. (H.S.Vesikaları)

 İnsanın yaratılış amacı Allah'ın razı olacağı ahlakı ve hayatı yaşamaktır, bir ömrün geride bırakıldığı ölüm anı ise bu amacı anlamak için olabilecek en kötü zamandır. Dünya bir oyun ya da eğlence yeri değil, Allah'a kulluk etme, ahiret için çalışma mekanıdır. Bu gerçeği kavrayamayan insanların idealleri öyle basit ve geçicidir ki, insan, bu ideallerinin tümüne ulaşsa da ölüm melekleri yanına geldiğinde kayıpta olduğunu anlayacaktır. Allah, insanlara korumaları gereken sınırları, hoşnut olacağı davranışları ve Kendisini razı etmeyecek herşeyi açıkça bildirmiştir. Buna göre, insan dünyada gösterdiği tavırlarla ebedi hayatında ceza görecek veya mükafata kavuşacaktır. Bu durumda yaşadığımız her saniye, bizleri ya cennete veya cehenneme yaklaştırmaktadır. Öyleyse siz de şu an denenmekte olduğunuzu, bu denemenin sonucunun sonsuz yaşamınızı belirleyeceğini ve bu sonucun çok yakın olduğunu sakın unutmayın. Allah bu gerçeği kullarına pek çok ayette hatırlatır ve o güne karşı onları şöyle uyarır:

Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi, 18)
           
           
HASTALIK, SAKATLIK, FAKİRLİK VEYA HERHANGİ BİR FİZİKSEL EKSİKLİK KARŞISINDA ŞİKAYET ETMEK DOĞRU DEĞİLDİR

  Hastalık, sakatlık ya da fakirlik gibi eksiklikler, insanın dünya hayatının geçiciliğini anlaması ve cennete özlem duyup bu yönde çaba harcamaya yönelmesi için Allah tarafından yaratılmış özel durumlardır. Bu nedenle de bunlar aslında Allah'ın kullarına olan lütfundan kaynaklanmaktadır. Dünyada eksiklik gibi görünen bu konular, ibret almasını bilen bir insanın sonsuz hayatı açısından büyük bir nimete dönüşür. Allah dünya hayatının eksikliklerine ve zorluklarına karşı Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla tevekkül edip sabır gösteren kullarına cennetini vaat etmiştir. Dahası Allah orada bu kimselerin hem manevi hem de fiziki açıdan tüm bu eksikliklerini giderecek, onları en güzel surette hem de sonsuz bir yaratılışla yaratacaktır.
  İşte bu nedenle insanın böyle bir acizlik karşısında dünya hayatında yapması gereken şey, bu gerçeği hiç unutmadan sonsuz akıl sahibi olan Rabbimize tamamen teslim olmasıdır. Çünkü Allah'ın bir insan için belirlediği kaderde kişinin hiç bilmediği hayırlar ve pek çok hikmet vardır. İnsanların fakirlik, çirkinlik ya da hastalık gibi hoşlarına gitmeyen durumlara karşı isyankar ve şikayetçi bir tutum içinde olmaları Kuran ahlakına uygun değildir. İnsana düşen Allah'ın kendisi için belirlediği kadere razı olmaktır. Unutmamak gerekir ki, herhangi bir durumdan şikayetçi ve memnuniyetsiz olan bir insan, aslında Allah'ın kendisi için dilediği bir güzelliğe karşı memnuniyetsiz bir tavır göstermiş olur. Bu ise Allah'a karşı büyük bir nankörlüktür. Çünkü Allah her olayı insanı denemek amacıyla yaratmakta ve onun sonsuz kurtuluşuna bir vesile kılmaktadır. Müminlerin bu konuda göstermesi gereken ideal tavır ise Kuran'da şöyle belirtilmiştir:

De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)


              ZORLUKLAR DÜNYANIN SÜSÜDÜR

  Allah katında makbul olan insanın iyi ya da kötü, lehte ya da aleyhte görünen her türlü olayda tevekküllü bir tavır göstermesidir. Kişi dıştan nasıl görünürse görünsün tüm bunların hayır ve hikmetle yaratıldığını bilerek teslimiyetli davranmalıdır. Zorluklar ve sıkıntılar insanlar için bir denemedir. Bunlar insanlardan hangilerinin ihlasta ve Allah'a olan teslimiyetlerinde kararlılık göstereceklerinin denenmesi için özel bir imtihan olarak yaratılmaktadır.
  Samimi iman etmiş olanlar mutlak bir teslimiyetle Allah'a dayanıp güvenir, hiçbir zaman için başlarına gelenler dolayısıyla şüpheye kapılmazlar. Kalpleri Rabbimizden gelecek her türlü denemeden yana mutmain olmuştur. İmanları şartlı değildir. Aksine, başlarına gelebilecek her türlü zorluğa karşı dayanıklı, köklü, sağlam ve sarsılmaz bir imandır. Allah'a karşılıksız olarak teslimiyet gösterirler. Kuran'da müminlerin teslimiyet konusundaki bu keskin ve kararlı tavırları şöyle ifade edilmiştir:

Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. (Bakara Suresi, 131)

Bir başka ayette ise Allah en güzel dinin kendini Allah'a teslim edip, Allah'a bir olarak iman eden kimselerin dini olduğunu belirterek, kayıtsız şartsız teslimiyetin önemine şöyle dikkat çekmiştir:

İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir. (Nisa Suresi, 125)

  Tevekkül ve tevekkülün getirdiği itidalli, olgun dengeli insan karakteri çok önemlidir ve asla hiç bir zor koşul bu karakteri bozamaz. Zor koşullarda olgun, vefalı, sadık, Allah’tan yana hareket eden insan olmak çok kıymetlidir.
  Müslüman Allah tarafından denenen, imtihan olan bir varlık olduğu için pek çok kişilikte insanla karşı karşıya gelebilir. Müslümanlar bu bozuk ahlak yapısındaki insanları dahi idare eden, zararlarını en hafif hale getiren bir akıl ve olgunlukta olurlar. Bu elbette kolay değildir. Şeytan insana sürekli vesveseler veren ve insanı doğru yoldan ayırmak isteyen bir düşmandır. Ancak Allah’a iman eden her şartta Allah’a güvenen ve samimi olan bir Müslüman’ın üzerinde şeytanın hiç bir zorlayıcı gücü yoktur.
  Gelmiş geçmiş bütün Peygamberlerin, büyük din alimlerinin, velilerin ve samimi iman edenlerin yaşamlarına baktığımızda mutlaka inkarcıların baskılarına ve tehditlerine maruz kaldıklarına, kendilerine şiddet uygulandığına, iftiralara uğradıklarına, yurtlarından sürülüp, zindanlara, hapishanelere, akıl hastanelerine konduklarına, çeşitli komplo ve tuzaklarla karşılaştıklarına şahit oluruz. Bu mübarek insanlardan ise her ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsınlar hep tevekkül, sabır, Allah’a kayıtsız şartsız bir teslimiyet ve güzel ahlak görürüz.
  İnsanlar dünya hayatları boyunca ara ara hep zorluklarla sınanacaklardır. Bu zorluk ve sıkıntılar, inkar edenlere isabet ettiği gibi Müslümanlara da isabet edebilir. Ancak bunlar inkar edenler için bir tür azaba dönüşürken, Allah’ın herşeyi hayırla yarattığını bilen salih Müslümanlar için dünyada ve ahirette bir nimet, imanlarının derinleşmesi için bir imkan, neşelerinin, coşkularının, birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarının güçlenmesi için bir fırsattır.
  Zorlukla denenmek, Müslümanın hayatının önemli bir parçasıdır. Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca pek çok iftiraya maruz kalmış, öldürülmekle tehdit edilmiş, Mekkeli müşriklerden çok defa zulüm görmüş, sahabelerle birlikte sahip olduğu herşeyi bırakıp Medine'ye göç etmiştir. Hz. İbrahim ateşe atılmış, Hz. Yusuf önce ıssız bir kuyuda sonra da yıllarca zindanda kalmış, Hz. Musa Firavun'un zulmüne uğramış, Hz. İsa'yı öldürmek için tuzak kurulmuş, ancak Allah elçilerine yöneltilen tüm bu tuzakları bozmuş, tüm zorlukları güzelliklere dönüştürmüştür. İnkarcılar her dönemde Müslümanlar aleyhinde, onlara zorluk vermek amacıyla çeşitli tuzaklar kurmuşlardır.

Hani o inkar edenler, seni TUTUKLAMAK YA DA ÖLDÜRMEK VEYA SÜRGÜN ETMEK AMACIYLA, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Müslümanın hayatında her zaman öldürülme, yaralanma, tutuklanma, sürgün, hapishane gibi zorluk ve sıkıntılar olabilir. Bu zorluk ve sıkıntıların hepsi Allah'ın izniyle gerçekleşen, sonucu Müslümanlar için mutlaka hayırlı olan, kaderde baştan Müslümanların lehine, ve baştan bozulmuş olarak yaratılmış olaylardır. Ve bunların hepsi Müslümanlar için sevinç vesileleridir. Ayette Müslümanların, insanlar kendilerini yıldırmaya, tehditle korkutmaya çalıştıklarında şu şekilde cevap verdiklerini Allah bildirir:

Onlar, kendilerine insanlar: "SİZE KARŞI İNSANLAR TOPLANDILAR, ARTIK ONLARDAN KORKUN" dedikleri halde İMANLARI ARTANLAR ve: "ALLAH BİZE YETER, O NE GÜZEL VEKİLDİR" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)

Müslümanların bu güzel ahlaklarına Allah'ın verdiği güzel karşılık ise şöyledir:

BUNDAN DOLAYI, KENDİLERİNE HİÇBİR KÖTÜLÜK DOKUNMADAN BİR BOLLUK (FAZL) VE ALLAH'TAN BİR NİMETLE GERİ DÖNDÜLER. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 174)

Ayetlerde de haber verildiği gibi, zorluk karşısında Müslümanların imanları güçlenir, imani neşeleri artar. İnkar edenler müminlere kötülük dokunmasını planlar ama onların bu planlarının tam tersine, bu olaylar müminler için her yönden hayır ve güzellik olur. İnkarcıların tuzakları asla başarıya ulaşmaz. Allah her zaman inananların yanındadır ve zafer her zaman Allah’ın taraftarlarınındır. Asıl hüsrana uğrayacak olanlar, Müslümanlara tuzak kurmaya çalışanlardır.

ONA BiR DÜZEN (TUZAK) KURMAK iSTEDiLER, FAKAT BiZ ONLARI DAHA ÇOK HÜSRANA UĞRAYANLAR KILDIK. (Enbiya Suresi, 70)
                                                                                                                                                                               
         ZORLUKLARI SIKINTIYA ÇEVİRMEMEK ELİNİZDEDİR

Bazı insanlar vardır, bakar bakmaz yüzlerinde sıkıntının, gerginliğin izlerini hemen görebilirsiniz. Onları bakışlarındaki donukluk, derin çizgiler, asık ve sert yüz ifadeleri de bize tanıtır. Bu gibi insanlar için herşey bir sıkıntı sebebidir; uyku, yemek, okul, trafik, iş hayatı, çocuklar, alışveriş... Bu kişiler neden dünyada olduğumuzu kavrayamamış, bu zorlukların karşılarına çıkış sebeplerini bilmeyen hatta belki de hiç düşünmemiş insanlardır.
Zorluklar insan hayatının bir parçasıdır ve hiç kimse bunun aksini iddia edemez. Çalışınca yoruluruz, uykuya, yemeklerimize dikkat etmezsek güçsüz düşer hastalanırız. Zaman geçtikçe bedenimiz yaşlanır. Üstelik ölene kadar bunlar artarak devam eder. Bunların dışında insan sürekli nefsi ve vicdanı arasında seçim yapmak zorundadır. Her an irade kullanması gereken durumlarla karşılaşır, yılgınlık, öfke, kıskançlık, ümitsizlik gibi kötü ahlaktan kaçınmak için vicdanını her an kullanması gerekir.
Sıkıntı ve zorluk nedeni olan konular dünya hayatının önemli bir parçasıdır elbette ancak zorlukları sıkıntıya çevirmek ya da çevirmemek her insanın kendi tercihidir ve bazı kişiler bu gerçekten haberdar değildir. Çocukluktan itibaren alınan telkin nedeniyle bazı insanlar rahatlarını bozacak olaylarda hemen olumsuz bir ruh haline girerek, azap duyabilirler.
Bu gibi insanlar, zorlukları iman ile çözebileceklerini düşünmezler. Bu kişilerin tek gayeleri yaşamaktır ve bunu da zorlu bir mücadele içinde yapmaları gerektiğine kendilerini inandırmışlardır. İşte bu durum, onlar için hem fiziksel hem de ruhsal çöküşün başlangıcı olmuştur. Bütün çektikleri sıkıntıların, hüzünlerin, eziyetlerin, acıların ve kavgaların sebebi bu kişilerin Kuran ahlakından uzak yaşamalarıdır.
Müminler içinse zorluk ve sıkıntı gibi görünen olaylar bir nimete dönüşür. Dünyada karşılaştıkları tüm zorlukları iman gücü ile etkisiz hale getirirler, hemen akılcı çözümler alır, sıkıntının yerine huzuru, telaşın yerine itidali koyarak güzelliğe çevirirler. Hapse atılabilir, iftiraya uğrayabilirler, maddi zorluklar içine girebilir, sevdiklerini kaybedebilirler, hastalıklarla, nefisleriyle denenirler ancak bunların hiçbiri onlarda sıkıntı oluşturmaz. Zorluk gibi görünen olayları dışarıdaki yağmuru evden seyreden biri gibi huzur içinde ve sakinlikle izlerler. Olabilecek en güzel, Kuran’a en uygun olan tavrı göstererek her an itidalli ve güzel ahlaklı olurlar.
Bu bir temenni ya da “olsa ne iyi olur” diye düşünülecek bir konu değildir. İman eden bir insan bu güzelliği doğal olarak yaşar. Herşeyi yaratanın Allah olduğunu bilen, bu gerçeği düşünen ve kavrayan bir insan zaten tevekküllü olur, zorluklarda sıkılmaz ve herşeyde hayır görerek olayları değerlendirir.
Allah’a tevekkül eden imanlı bir insan başımıza gelen herşeyin biz daha doğmadan önce belirlenmiş olaylar olduğunu, Allah’ın herşeyi bir anda ve zamansızlık içinde yarattığını, iman edenler için herşeyde bir hayır olduğunu unutmaz. Böyle bir insan için elbette ki kızgınlık hissi geldiğinde öfkesini yenmek kolaydır, maddi sıkıntı içindeyken de huzurlu olup Allah’a şükretmek kolaydır, hastalık durumunda bunu güzellik olarak görüp üzüntüden uzaklaşmak kolaydır ya da daha güzeline sahip olanı kıskanmak değil o kişi için sevinmek de çok kolaydır. Bunun nedeni imandır.
Hesap gününde her insan dünyada yaptıklarından sorumlu tutulacak, bunlara verdiği tepkilerle karşılık bulacaktır. Zorluk anları da dünyadaki imtihanın en yoğun yaşandığı anlardır ve bu nedenle çok önemlidir.
İman eden bir insan dünyadaki hayatın değil ahiret hayatının gerçek olduğunu kalben kabul eder ve asıl olarak ölümden sonra gerçek ve sonsuz hayatın başladığını unutmadan hareket eder. Dünyada özel bir eğitimden geçirildiğini, burada bulunuş amacımızın kötü ahlaktan sıyrılmak, cennete layık insanlar haline gelmek olduğunu bilir.
Bugüne kadar zorluk içinde yaşayan bir insan da hemen karar vererek bu ahlaktan kurtulabilir, hiçbir şeyin Allah’tan bağımsız gerçekleşemeyeceğini düşünerek Allah’a boyun eğer ve Kuran ahlakını yaşamaya başlayarak gerçek huzura kavuşabilir. Allah Kuran’da tek çözümün bu olduğunu bize şöyle hatırlatmaktadır:

…Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.” (Hac Suresi, 78)
                                     
                                     
     SIKINTI VE ZORLUKLAR RÜYADA GÖRÜLEN HAYALLER GİBİDİR

  Bazı insanlar, sadece belli konuların beyinlerinde meydana gelen görüntüler olduğunu düşünüp, bazı olaylar karşısında ise bu gerçeği unutma eğilimindedirler. Oysa olayın ne olduğu gözetilmeksizin, insanın hayatının her anında beynindeki kopya görüntüleri yaşar. Örneğin, iflas eden bir iş adamı, gerçekte beynindeki iş yeri görüntüsünde, yine beyninde oluşan insan görüntüleri ile muhatap olur. Ticaretini yaptığı eşyanın, bu eşya karşılığında aldığı paranın tamamı zihninde meydana gelen algılardır. Bu insan bütün parasını kaybettiğinde aslında para görüntüsünü kaybeder. İş yerine ve tüm eşyalarına haciz konan bir insan, beyninde oluşan eşya ve iş yeri görüntülerini kaybetmiştir. Veya arabası çalınan bir insan da yine zihninde izlediği araba hayalini kaybetmiştir. Hayatı boyunca tek bir an bile aslı ile muhatap olamadığı ama buna rağmen sahiplendiği bir görüntüyü artık görememektedir. 
  Sadece bunlar da değil, hayatı boyunca yaşadığı tüm zorluklar insanın beyninde oluşur. Örneğin, iç karışıklıkların hakim olduğu bir ülkede, her an ölüm tehlikesi altında yaşayan, düşman askerlerinin saldırıları ile her an karşı karşıya gelen bir insan, aslında beyninde oluşan düşman askerleri görüntüsü ile karşı karşıyadır. Bir saldırı sırasında yara alan, kolunu kaybeden bir insan da beynindeki kol görüntüsünü kaybeder, tüm acı hissi beyninde bir algı olarak oluşur. Düşmanlarının tehdit dolu anlatımları, kinli ve saldırgan sözleri beyninde oluşan seslerden ibarettir. 
  Sonuç olarak, zorluklar, sıkıntılar, korku meydana getiren olaylar da insanın beyninde meydana gelen hayallerdir. Gördüğü görüntülerin gerçek yönünü bilen bir insan, içinde bulunduğu zorluktan dolayı sıkıntı duymaz, bunlardan şikayet etmez. Veya en saldırgan ve tehlikeli düşmanın karşısında dahi, beynindeki hayallerle karşı karşıya olduğunu bilerek korku ve ümitsizliğe kapılmaz. Her birinin Allah'ın oluşturduğu görüntüler olduğunu ve Allah'ın bunları hikmetle yarattığını bilir. Her ne ile karşılaşırsa karşılaşsın, Rabbimize olan teslimiyet ve güvenin verdiği bir huzur içinde olur. Nitekim Allah birçok ayetinde inananlar için korku ve hüzün olmayacağını bildirmiştir:

  Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13)

  Hayatı boyunca gördüğü tüm olayları, duyduğu tüm seslerin Allah'ın beyninde yarattığı görüntüleriyle muhatap olduğunu bilen bir insan, korkmak, boş yere sıkılıp üzülmek, paniğe kapılmak yerine, bu görüntülerin ve kendisinin Yaratıcısı olan, sonsuz merhametli ve şefkatli olan Allah'a tevekkül eder.


DÜNYADAKİ ZORLU EĞİTİM OLMASA İNSAN CENNETİN DEĞERİNİ BİLEMEZ

Hz. Adem ve Hz. Havva cennette yaratıldılar. Diledikleri her şeye sahiptiler. Cennet bahçelerinde geziyor, cennet sofralarında yiyor, cennet köşklerinde oturuyorlardı. Cennette hayat çok güzel ve çok kolaydı. Bir meyveyi kopardığında hemen yerine yenisi bitiyor, uzandığın anda sana en güzel şekliyle geliyordu. Cennette hiçbir acizlik, acıkma, susama, yorulma, uyuma ve hastalanma yoktu. İnsan her zaman zinde, her zaman sağlıklı ve her türlü acizlikten uzaktı. Fakat bir gün şeytan Hz. Adem ve Hz. Havva’yı sonsuzluk vaadiyle kandırdı. Bu onlar için cennetten çıkıp zorluklarla, sıkıntılarla, imtihanlarla dolu dünyaya gönderilme nedeni olacaktı:

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (Bakara Suresi, 35-36)

Cennette sayılamayacak kadar çok nimet varken, istedikleri herşey istedikleri anda onlara sunulurken, cennet sofraları dolup dolup taşarken üstelik bu nimetlerin hepsi onlara sonsuz miktarda ve sonsuza kadar sunulmuşken, şeytanın yalanına inandılar. Zaten sonsuza kadar cennete kalacakken, şeytan onları “bu ağaçtan yerseniz sonsuza kadar yaşarsınız” diye kandırdı. Hz. Adem ve Hz. Havva cennetin değerini tam olarak anlayamadılar. Çünkü daha önce hiç zorluk nedir görmediler, hiç sıkıntı nedir, imtihan nedir bilmediler. Nimetlerle dolu cennette gözlerini açtılar. Dünyaya gönderildiklerinde ise onları cennetten çok farklı, daha önce hiç karşılaşmadıkları bir ortam bekliyordu…

(Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve oradan çıkarılacaksınız." (Araf Suresi, 24-25)

Hz. Adem dünyaya geldiği anda bedeninin acizliklerle dolu olduğunu gördü. Bu cennette hiç karşılaşmadığı bir şeydi. Acıkıyor, susuyor, yoruluyor, mutlaka uyuması ve dinlenmesi gerekiyordu. Dünyada yaşam çok zordu. İnsan dünyada biraz soğuk olsa üşüyor, biraz sıcak olsa bunalıyor, yemek yemeyip uyumasa perişan oluyor, iki gün yıkanmasa insan içine çıkamaz hale geliyordu. Dünya hayatı çok zorluydu, imtihanlarla, hastalıklarla doluydu. İnsanlar cennetteki gibi güvenilir, sadık, güzel ahlaklı, yardımsever değildi. Dünyada her çeşit insan vardı, yalan, dolan, sahtekarlık, içten pazarlık vardı. İnsanın bir tabak yemek yiyebilmesi için saatlerce çalışması gerekiyordu. Sürekli kendine bakması, temizliğe vakit ayırması gerekiyordu. Başı ağrıyor, hastalanıyor, türlü türlü acizliklerle uğraşması gerekiyordu. Çok zorlu bir geçim vardı. Kısaca dünya hayatı tam anlamıyla bir imtihandı...
Dünyada ancak mümin olarak yaşayan, Allah’a dayanıp güvenen, her şeyi bir deneme olarak yaratanın Allah olduğunu bilen, kaderi iman eden, sabreden, Kuran’a uyan bir insan rahat ve huzurlu yaşabilir, sonsuzlukta Allah’ın kendisini cennet ile ödüllendirmesini umabilirdi...

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 155-157)

Bu zorlu dünya hayatında insan nimetlerle de deneniyordu. Cennet özlemiyle yaratıldığı için,  nimetlerdeki eksiklikleri, kusurları da fark ediyor, zamanla dünyada her şeyin bozulmaya ve yok oluşa doğru gittiğini görebiliyordu.

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

İşte insan dünyada aldığı bu zorlu eğitimin soncunda, hayatı boyunca başına gelen denemelere şükredip sabrederek, hayatını Allah’a adayıp, salih amellerle bulunarak cenneti umabilir. Cennete adım attığı anda dünyadaki tüm acizliklerin, zorlukların, hastalıkların kalktığını görecek ve bundan müthiş sevinç duyacaktır. Artık sonsuza kadar acıkmayacak, yorulmayacak, uyumayacak, hiçbir şey için mücadele etmesi gerekmeyecektir. Cennet nimetleriyle süslenmiş sofralarda otururken, cennet bahçelerinde gezerken, muhteşem güzellikteki içecek nehirlerinden içerken sürekli Allah’a şükredecek ve cennetin değerini çok iyi bilecektir. Çünkü Allah sonsuza kadar kendisini kurtarmış, hayal bile edemeyeceği sayısız nimetle donattığı cennetine kabul etmiştir. Allah’ın razı olduğu kullarından olmaktan daha büyük mutluluk yoktur. Yorulmanın ne demek olduğunu bilen, hastalığı bilen, vefasızlığı gören, acizliği bilen bir insan artık sonsuza kadar bunlardan ve cehennemden uzak olmasının değerini sürekli Rabbine şükrederek gösterecektir. Hz. Adem’in ve Hz. Havva’nın yaptığı da bu olmuştur. Dünyadan cennete geri dönen Hz. Adem ve Hz. Havva aldıkları bu güzel eğitimin sonucunda cennetin değerini çok iyi bilmişler, kendilerini esirgeyen ve bağışlayan Rablerine sürekli şükretmişlerdir.

Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanırsın. (Mutaffifin Suresi, 22-24)
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)
Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.(İnsan Suresi, 19) 
Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer görülmüştür. (İnsan Suresi, 21-22)

Karşılaştıkları her olayda Allah’a güvenen, sabreden ve şükredenler Allah’ın rızası rahmeti ve cennetiyle ödüllendirilirler. Öyle bir cennet ki dünyada olan eksik ve kusurların hiçbiri yok... Sonu yok... İnsanın hayal edebileceği, arzu edebildiği her şey var... Öyle bir cennet ki dünyada sadece çok az bir kısmı gösterilen, insan hayalinin çok ötesinde bir teknoloji, konfor ve estetik hakim. Her yerde büyük zenginlik ve büyük bir ihtişam...


              İMTİHAN SON ANA KADAR  DEVAM EDER

  İnsanın dünya hayatındaki imtihanı, yaşamının son anına kadar devam etmektedir. Bir insan eğer 75 yıl yaşıyor ise, 75. yılının en son gününde de Allah'a karşı olan sorumluluğu devam eder, Allah tarafından imtihan edilir ve eğitilir. Bu yüzden yaşamının her anında Allah'ın hükümlerine uymalı, ibadetlerini yerine getirmeli, O'nu anarak rızasını aramalıdır.
  Ve bu gerçek, çok önemli bir sonucu daha beraberinde getirmektedir: Eğer insan, bu son gününde, hatta son anında dahi yolundan sapacak, Allah'a karşı nankörlük edecek olsa, imtihanı kaybetmiş ve tüm dünya hayatını boşa harcamış olabilir. Bu son andan önceki hayatını Allah'ın rızasına uygun olarak geçirmişse bile, son andaki bir isyankarlığı, tüm emeklerini boşa çıkarabilir.
  Bu, her Müslümanın dikkate alması gereken bir tehlikedir. Çünkü insanın en büyük düşmanı olan Şeytan, son nefesine kadar insanın zayıf anlarını ve zayıf yönlerini kullanarak onu saptırmaya gayret edecektir. Türlü yollar, yöntemler kullanarak insanları Allah'a karşı isyana ve inkara sürüklemeye çalışacaktır. "Son an" da, Şeytan'ın insanı saptırmak için çabalayacağı çok önemli bir zaman olabilir. "Ben nasıl olsa Allah'a iman ediyorum, O'nun rızası için bu kadar iş yaptım, elbette artık kurtuluşa erdim." diyen insan büyük bir gaflete düşmüştür. Çünkü ayetlerde insanın son ana kadar hep "korku ve umutla dua" etmesi gerektiği (Secde Suresi, 16) bildirilmektedir ve her Müslüman, Allah'ın aşağıdaki emri üzerinde düşünmeye davet edilmektedir:

Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Al-i İmran Suresi, 102)

  
                                                                                 
PEYGAMBER EFEN­Dİ­MİZ (SAV)'İN MUSİBETLER HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

            Mümin bir kişiye bir diken batsa veya başına daha büyük bir musibet gelse Allah o yüzden o kulun bir hatasını siler ve derecesini de yükseltir. (Müslim, Buhari)
            Rahatı yerinde olanlar kıyamet gününde musibetzedelere verilecek ecri gördüklerinde vücutlarının makaslarla parça parça edilmesini arzulayacaklardır. (Tirmizi)
            Allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar. (Buhari)
            Mükafatın büyüklüğü, belanın şiddetine göredir. Allah, sevdiği topluluğu belaya uğratır. Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur. Kim de rıza göstermezse, Allah’ın gazabına uğrar. (Tirmizi, İbn-i Mace)
            Her çile cennet yolunun bir taşıdır. İmtihandan kaçan ahireti kaybeder.

            Hak Teala buyurdu ki: Ey Davud! Ben bir kulu sevdiğim zaman, onu belalara çarptırırım ki, Beni çağırsın. Zira, onu sevdiğim gibi sesini de seviyorum. (Marifetname – S. 429)