14 Ocak 2014 Salı

SAKIN UNUTMAYIN


ALLAH'IN APAÇIK OLAN VARLIĞINI SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'IN HERŞEYİ BİLDİĞİNİ SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'IN SONSUZ GÜCÜNÜ SAKIN UNUTMAYIN
HERŞEYİN ALLAH’IN KONTROLÜNDE OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN
HER KONUŞMANIZIN VE HER YAPTIĞINIZIN HESABINI AHİRETTE ALLAH’A VERECEĞİNİZİ SAKIN UNUTMAYIN         
SAHİP OLDUĞUNUZ HERŞEYİ ALLAH'IN NİMET OLARAK VERDİĞİNİ SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'A ŞÜKRETMEYİ SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'A DUA ETMEYİ SAKIN UNUTMAYIN                 
HATALARINIZDAN DOLAYI BİR AN EVVEL TEVBE EDİP BAĞIŞLANMA DİLEMEYİ SAKIN UNUTMAYIN                
ALLAH'A KARŞI DAİMA SAMİMİ VE DÜRÜST OLMAYI SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'IN GÜZEL AHLAKLI OLMAYI EMRETTİĞİNİ SAKIN UNUTMAYIN
DÜNYANIN GEÇİCİ BİR İMTİHAN YERİ OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN
DÜNYADA ÇOK KISA YAŞAYACAĞINIZI SAKIN UNUTMAYIN
HER AN ÖLEBİLECEĞİNİZİ SAKIN UNUTMAYIN
AHİRETTEN GERİ DÖNÜŞÜN OLMAYACAĞINI SAKIN UNUTMAYIN
AHİRET HAYATININ SONSUZA KADAR SÜRECEĞİNİ SAKIN UNUTMAYIN
GERÇEK HAYATIN AHİRET OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN
ALLAH'IN SİZİ HER AN İMTİHAN ETTİĞİNİ SAKIN UNUTMAYIN
HER ANIN SİZİN İÇİN ÇOK DEĞERLİ OLDUĞUNU SAKIN UNUTMAYIN
KURAN'IN HAK KİTAP OLDUĞUNU, AHİRETTE KURAN’DAN HESABA ÇEKİLECEĞİNİZİ SAKIN UNUTMAYIN


      YAŞANAN HERŞEY...

   YAŞANAN HERŞEY GEÇİCİDİR.

   YAŞANAN HERŞEYDE HAYIR VE HİKMET VARDIR.

            YAŞANAN HERŞEY İNSANIN RUHEN VE AHLAKEN OLGUNLAŞMASI İÇİNDİR.


            YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN İNSANLARI DENEMESİ VE EĞİTMESİ İÇİNDİR.


    YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN İNSANLARA KENDİLERİNİN NE OLDUĞUNU KENDİLERİNE GÖSTERMESİ İÇİNDİR.

            YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN YARATMASIYLA DEVAM EDER.


            YAŞANAN HERŞEY ALLAH'IN KONTROLÜ ALTINDADIR.


            YAŞANAN HERŞEY KADERİN İÇİNDE YER ALIR.


            YAŞANAN HERŞEYİ ALLAH SONSUZ EVVELDE VE SONSUZ KISA ZAMAN İÇİNDE YARATIP BİTİRMİŞTİR.


             YAŞANAN HERŞEY İNSANIN BEYNİNİN İÇİNDEKİ GÖRÜNTÜLER VE ALGILARDAN OLUŞUR.


              YAŞANAN HERŞEY BEYNİMİZDE OLUŞAN HAYALDİR
.

              BUNDAN SONRA YAŞANACAK HERŞEY GELİP GEÇECEKTİR.                                               


NAMAZ KILMAKTA İSTEKSİZ DAVRANANLARA, GAFLET İÇİNDE OLANLARA, NEFSİNE UYANLARA, ALLAH'IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRMEYENLERE ÇOK ÖNEMLİ HATIRLATMALAR
*** İÇİNDEKİLER ***
KENDİNİ NAMAZ KILAN BEDENSEL ENGELLİ KİMSELERLE VE ÇOCUKLARLA KIYASLA
ALLAH'IN SANA VERDİĞİ NİMETLERİ DÜŞÜN
HER SANİYE ÖLÜME DAHA DA YAKLAŞTIĞINI VE HER AN ÖLEBİLECEĞİNİ DÜŞÜN
ÖLÜM ANININ ŞU AN OLDUĞUNU DÜŞÜN
CENAZE NAMAZINI VE MEZARLIĞINI DÜŞÜN
ÖLÜMÜNDEN SONRA BEDENİNİ ÇÜRÜMÜŞ HALDE GÖRDÜĞÜNÜ VE VÜCUDUNUN KABİRDE ÇÜRÜMEYE TERK EDİLMİŞ HALDE BIRAKILACAĞINI DÜŞÜN
KIYAMET GÜNÜ YAŞANACAK OLAN OLAYLARI İZLEDİĞİNİ DÜŞÜN
HESAP GÜNÜNDE OLDUĞUNU DÜŞÜN
CENNETTEKİ NİMETLERİ VE CEHENNEMDE ÇEKİLEN AZAPLARI GÖRDÜĞÜNÜ DÜŞÜN
AHİRETTEN GERİ DÖNÜŞÜN OLMAYACAĞINI, AHİRETTE KİMSENİN KİMSEYE YARDIM EDEMEYECEĞİNİ VE ORADAKİ PİŞMANLIĞIN TELAFİSİNİN OLMAYACAĞINI DÜŞÜN
AHİRETİN SONSUZA KADAR SÜRECEĞİNİ VE DÜNYADA ÇOK KISA YAŞAYACAĞINI DÜŞÜN
Namaz çok önemli bir ibadettir. İnsanlar namaz kılmaktan sorumludur. Allah Kuran'da "isteyen namaz kılmayabilir" dememektedir. Yani namaz kılmak insanın kendisine bırakılmamıştır. Kuran'da hastalık ve diğer mühim nedenler dışında mutlaka namazın kılınması emredilmektedir. Bazı kimseler tembelliğinden, gafletten, namaz konusundaki isteksizliğinden dolayı namaz kılmamaktadır. Namaz kılmak hem kolay, hem fazla zamanı almayan hem de Allah'ın rızasını kazandıran çok önemli bir ibadettir. İnsanın sadece bunu bile düşünmesi namaz kılmakta istekli olmasını sağlamalıdır. Kılınmayan her namaz insan için büyük bir kayıptır.
KENDİNİ NAMAZ KILAN BEDENSEL ENGELLİ KİMSELERLE VE ÇOCUKLARLA KIYASLA
Kolu bacağı olmayan, görme engelli olan insanlardan namaz kılanlar olmaktadır. O insanlarla kendini kıyasla. "O insanlar o halleriyle namaz kılıyorsa ben neden kılmıyorum" diye düşün. Namaz kılan çocukları düşünerek kendini onlarla da kıyas et.
ALLAH'IN SANA VERDİĞİ NİMETLERİ DÜŞÜN
Kalacağın bir ev, yemek, su, elektrik, içecekler, giyecekler, sahip olduğun organlar, sağlığın, imkanların ve daha birçok nimetleri Allah sana vermektedir. Allah sana devamlı olarak nimet vermekten bıkmıyorsa sende namaz kılmaktan bıkmamalı ve namazda istekli olmalısın. Allah seni yoktan yaratmıştır. Seni her saniye Allah yaşatmaktadır. Allah vücudunda, dünyada ve evrende milyonlarca detayı aynı anda, ölçüsüyle, zamanlamasıyla hatasız ve eksiksiz olarak ve bunların hiçbirini hiç yorulmadan aralıksız bir şekilde ömür boyu müthiş bir koordinasyonla çalıştırarak seni yaşatıyor. Allah dilediği anda canını alabilir. Ahirette hakkında karar verecek olan Allah'tır. Cennete gittiğinde sana orda sonsuza kadar nimet verecek olan Allah'tır. O halde Allah'ın emirlerini yerine getir. En çok Allah'ı sev ve sadece Allah'tan kork. İnsanların rızasını değil, sadece Allah'ın rızasını kazanmaya çalış. Sadece Allah için yaşa. Sana deneme amaçlı verilen nimetlere tutkuyla bağlanıp Allah'ı ve ahireti unutma. Dünyanın en zengin insanı olsan da ölüm melekleri canını almaya geldiğinde sahip olduğun herşeyi bir daha görmemek üzere dünyada bırakıp ahirete gideceksin. Ahirette malının miktarı, kaç çocuk sahibi olduğun, makamın, tahsilin, itibarın sana sorulmayacak, sadece Allah'ın emirlerinden sorumlu olacaksın.
HER SANİYE ÖLÜME DAHA DA YAKLAŞTIĞINI VE HER AN ÖLEBİLECEĞİNİ DÜŞÜN
Aldığın her nefes ölüme doğru attığın bir adımdır. Allah'ın senin için belirlediği sayılı nefesler her saniye azalmaktadır. Hiç geri dönmemek üzere her an ayrılabileceğin bir dünyada yaşamaktasın. Dünya hayatından ahiret hayatına geçmen bir an meselesidir. Allah seni dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canını alabilir. Her an ölebileceğini unutma. 2-3 gün sonra cenaze namazın kılınabilir. Şu an hayatta olan bedenin kısa bir zaman sonra toprağın altında çürümeye mahkum olabilir. Yaşayacağına kesin gözle bakma. Dünyada çok kalacağını düşünüp ahireti uzak görme. Ölümü düşünmenin kuvvet bakımından dereceleri vardır. Bu tıpkı bir insanın önündeki korkulu bir olayı düşünmesi gibidir. Bu iki halde de olay ne kadar yaklaştırılırsa, etkisi o kadar fazla olur. Onun için, ölümü hemen gelecekmiş gibi düşünmek lazımdır. Ölüm, insanın karşılaşabildiği en büyük olaydır. O, hem dünyadaki, hem de ahiretteki sonuçları itibarıyla büyüktür. Ancak, insan onu düşünmediği ve aklına getirmediği zaman, kısa bir süre için önemini ve büyüklüğünü çarpıcı bir şekilde hissetmez. Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. Ölümü düşünmek, insana hem gayesini hatırlatan, hem de onu yaşadığı asrın gündelik dertlerinde kapılmaktan koruyan çelik bir zırh gibidir. Ölümü düşünmek dünya hırsını ortadan kaldırır. Ölümü düşünmek insanı olgunlaştırır. Ölüm sevgiyi, insanın derin düşünmesini, cömertliği, affediciliği, intikamdan uzaklaşmayı sağlar. Ölümü düşünmek insanda mal biriktirme arzusunu yok eder. Allah yolunda harcama yapmasını sağlar. Ölümü düşünmek insanın sonsuz yaşayacağını hatırlattığı için insanın kalbi ferahlar. Ölümden sonra insan sevdiklerine kavuşacağını ümit ettiği için bunun sevincini duyar. Ölümün her an kendisini yakalayabileceği gerçeğini aklından çıkarmaması aynı zamanda insanın nefsine de şifa olur, onu gafletten kurtarır. Ahlakının güzelleşmesine ve manevi olgunluğa ermesine sebep olur. Dünyada da mutluluk ve huzur bulur. Ahireti düşünerek mutmain ve tevekküllü bir ruh hali kazanır. Bu da ruhuna lezzet, bereket ve zevk verir. Bu nedenle müminin sık sık ölümü düşünmesi, kendi dahil tüm insanların yakında bir gün öleceğini tefekkür etmesi ve dünyaya bu şuurla bakması gerekir. Apaçık olan ölüm gerçeğini düşünen insanın dünyayla ilgili hırsları bitecektir ve o insan artık gerçek ve sonsuz hayatın olduğu ahiret için çalışmaya başlayacaktır. Senin için en önemli olan konu Allah'ın rızasını kazanabilmendir. Allah'ın rızasını kazanmak en büyük kazançtır. Allah'ın rızasını kazanabilmen için Allah'ın Kuran'daki emirlerini yerine getirmelisin. Öldükten sonra Allah’ın emirlerini yerine getirme fırsatı bir daha eline geçmeyecektir. Ne zaman öleceğini bilmemen seni gaflet içinde yaşamaya götürmesin. Ahiretteki azabı bilen ve düşünen bir insan ne zaman öleceğini bilse Allah'ın emirlerine karşı kayıtsız kalmaz, dünya hayatına dalarak ahirette hesap vereceğini unutmaz. Ölüm gerçeğini hesaba katmadan kurduğun bir hayat elbette çürük bir temel üzerine kurulmuş olur. Bu nedenle planlarını dünya hayatı üzerine kurman, geçici bir sebeple bulunduğun mekanı asıl hayatın kabul edip, sonsuza kadar asıl hayatını yaşayacağın ahireti unutman çok büyük bir hatadır. Allah, insanın karşısına dünyadayken ölümü ve ahireti düşündürecek pek çok olay çıkarır. Öğüt alabilecek kimse için bu hatırlatmalar, yaşamını, etrafındaki olayları ciddiyetle düşünmesine, bakış açısını tekrar tekrar gözden geçirmesine neden olacaktır. Ama Allah'ın bu uyarılarını görmezden gelen büyük bir ziyandadır. Gariptir ki bu yazıları okuduktan kısa bir süre sonra ölebileceğine ihtimal vermeyebilirsin. Daha yapılacak, bitirilecek işlerin olması belki de ölümün senin için henüz erken ve zamansız olduğu hissini veriyordur. Oysa bu bir kaçıştır ve bu kaçış fayda vermez. Unutma ki senden önce ölenlerde aynı şimdi insanların yaptığı gibi, az sonra yiyeceği yemeği, daha bitirilmesi gereken işlerinin olduğunu ya da ertesi gün gideceği yeri planlarlarken hiç beklemedikleri bir anda ölümle karşılaşmışlardır. Ölüm her an karşılaşılabileceğin, tüm planlarını altüst edebilecek bir gerçektir. Ölümün sana ne kadar yaklaştığını bilseydin, yaşama ümidini azaltıp ahirette sana fayda sağlayacak amelleri çoğaltırdın. Unutma ki öleceğin zaman seni sadece Allah için yaptığın amellerin karşılayacaktır. Ahirette salih amellerde bulunman mümkün olmayacak ve orda hesap verme durumunda olacaksın. Ölmüş olduğunda ahiret için yaptıklarına sevinecek, dünyada bıraktıklarına ise pişman olacaksın. Ölüm gelip uyandırmadan gafletin derin uykusundan uyan. Ölüm gelmeden önce aklını kullanıp dünyada olmanın kıymetini bil. Şu anda dünyada olman senin için çok önemli fırsattır. Çünkü dünyadayken günahlarını telafi edebilme ve salih amellerde bulunma imkanına sahipsin. Dünyada sana verilen süreyi ahirete çalışmak için kullanmalısın. Sevap işlemede acele etmelisin. Kaybedecek zamanın yoktur. Her saniyen çok değerlidir. Geçmişteki yaşananlardan dolayı üzülme. Gelecekten tedirgin olup korkma. Dünyaya yönelik hırsların ve ideallerin ölümle birlikte her an son bulabilir. Her an ayrılabileceğin bu dünyayı devamlı düşünüp sıkıntı yaşama. Bir an sonra gidebileceğin ahiret hayatına gittiğinde dünyaya yönelik hırslarının, endişelerinin, kafana takılıp üzüldüğün konuların senin için hiçbir anlamı olmaz. Bir an sonra böyle bir ihtimalle karşılaşma durumun varsa vesveselerle, üzüntülerle, korkularla, boş konuşmalarla, boş işlerle zaman kaybetme ve her zaman Allah'ı razı etmeye çalış. Dünyadaki süren dolmadan önce Allah'ın rızasını en fazlasıyla kazanmak için elinden geleni yap. Yapacağın en akılcı tavır budur.
ÖLÜM ANININ ŞU AN OLDUĞUNU DÜŞÜN
Ölüm meleklerinin şu an canını almaya geldiğini, diğer ifadeyle şu an ölüm anında olduğunu düşün. O an senin için neler önem kazanır, nelerin hiçbir anlamı kalmazdı? Neleri yapmış olmaktan ya da yapmamış olmaktan dolayı pişmanlık duyardın? Ölüm anında tuttuğun spor takımının başarısı, dizi ve filmlerdeki sahneler, işinle ilgili detaylar, insanların nasıl bir hayat tarzını benimsediği, başkalarının senin hakkında ne düşündüğünün ahiret gerçeği yanında ne önemi kalırdı? Bu sorulara samimi cevap vermenle vicdanının ne dediğini ortaya çıkarmış olursun. Ölüm anında veya ahirette senin için hangi konular önem kazanacaksa o konulara şimdiden önem vermeli ve hayatını ona göre yaşamalısın. Dünyada tek bir iyi işi bile yapma imkanının kalmayacağı ölüm anına ulaşmadan evvel gücünün yettiğinin en fazlasıyla ahiret hayatı için çaba göster. Öldüğün zaman artık hiçbir zaman dünyaya geri dönme imkanın olmayacak, sahip olduğun her şeyin ve dünyadaki yaşananların senin için hiçbir anlamı olmayacak, ahirette hiç kimse sana yardım edemeyecek, Allah'ın istediği bir hayatı yaşayıp yaşamadığına göre hakkında hüküm verilecek ve sonsuz ahiret hayatın ona göre belli olacaktır. DİKKAT ET! Bu anlatılanları her an yaşama ihtimalin var. Ölümün, ahiret hayatına hazırlıksız olmadan gelip insanı bulma tehlikesi vardır. HER AN ÖLEBİLECEĞİNİ VE ONDAN SONRA BİR DAHA FIRSATININ OLAMAYACAĞINI DÜŞÜNEREK HEMEN ŞİMDİ SAMİMİ TEVBE ET. GÜNAHLARININ AFFEDİLMESİ VE AHİRET İÇİN DUA ET. NAMAZI İHMAL ETME. İMKANIN VARSA SAHİP OLDUKLARINI HAYIR İŞLERİNDE HARCA. GÜNAHLARDAN UZAK DUR. ZAMANI BOŞA HARCAMA. ALLAH’IN EMİRLERİNİ HER ZAMAN TİTİZLİKLE YERİNE GETİR.
CENAZE NAMAZINI VE MEZARLIĞINI DÜŞÜN
Şu an öldüğünü ve sonrasında neler olacağını şöyle bir düşün: Cesedin morgta yıkanacak, kefene sarılacak, tabuta konulacaksın. Cenaze arabası seni götürecek. Cenaze namazın kılınacak. Senin için kazılan mezara doğru götürüleceksin. Senin için dualar edilecek, cesedin toprağın altına konulacak, üzerine kürek kürek toprak atılacaktır. Yakınların, tanıdıkların seni son yolculuğuna uğurlayacak. Ondan sonra herkes hayata kaldığı yerden devam edecek ve sende amellerin ile başbaşa kalacaksın. Senin için yapılan mezar taşı olacak. Mezar taşında herkesin olduğu gibi adın, soyadın, doğum ve ölüm tarihin ve ruhuna fatiha yazısı olacaktır. DİKKAT ET! BU ANLATILANLARI YAŞAMANA BELKİDE ÇOK AZ ZAMAN KALDI. Mezarda gömülene kadar ki olan bu yaşanacakları ve mezarına baktığını gözünün önüne getir.
ÖLÜMÜNDEN SONRA BEDENİNİ ÇÜRÜMÜŞ HALDE GÖRDÜĞÜNÜ VE VÜCUDUNUN KABİRDE ÇÜRÜMEYE TERK EDİLMİŞ HALDE BIRAKILACAĞINI DÜŞÜN
Öldükten sonra ne hale geleceğini şöyle bir düşün: Toprağa gömülmenden hemen sonra böcekler ve bakteriler devreye girecek. Karnında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudunun her tarafına yayılarak, bedenini tanınmaz hale getirecek. Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağzından ve burnundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak. Çürüme ilerledikçe kılların, tırnakların, avuç içlerin ve tabanların yerlerinden ayrılacak. Bu dış değişmeyle beraber, iç organlarında da çürüme başlayacak. En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar derini zayıf noktasından patlatacak ve bedeninden tahammül edilemeyecek derecede pis kokular yayılacak. Bu süre içinde kafandan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak. Cildin ve yumuşak kısımların tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak. Beynin tamamen çürüyecek, kemiklerin bağlantılarından ayrılacak ve iskeletin dağılmaya başlayacak… Bu olay, cesedin bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek. "Ben" sandığın bedenin, oldukça iğrenç bir sonla yok olacak. Sen, yani gerçekte bir ruh olan sen, bu bedeni çoktan terk etmiş olacaksın. Bu günle mutlaka karşılaşacaksın; eninde sonunda bir gün bedenin toprağın altında yapayalnız kalacak, çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir. Kendinin aslında beden olmadığını, bedeninin yalnızca sana giydirilmiş geçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedeninin ötesinde bir varlığının olduğunu hissetmelisin. Bir gün mutlaka öleceğini ve vücudunun kabirde çürümeye terk edilmiş halde bırakılacağını düşünmelisin.
KIYAMET GÜNÜ YAŞANACAK OLAN OLAYLARI İZLEDİĞİNİ DÜŞÜN
Kıyamet günü yaşanacak sarsıntı Allah'ın dilemesi dışında - dünyada o güne kadar eşi benzeri asla gerçekleşmemiş şiddette bir sarsıntıdır. Kuran'da kıyamet günü yaşanacak olan olaylar detaylı olarak anlatılmıştır. Şimdi okuyacağın bu olayları izlediğini düşünerek oku. Kıyamet günü her canlının duyabileceği Sur'un sesini, kulakları patlatan bir gürültü izler ve yeryüzü daha önce eşi benzeri görülmemiş bir sarsıntıya tutulur. Dev boyutlardaki dağlar, ağaçlar, gökdelenler, binalar kısaca yeryüzünün her noktası aynı anda sarsılmaya başlar. Kıyamet gününde şiddetli depremler yerin altını üstüne getirecek, insanlar başlarına çöken dağlardan, dev binalardan kurtulmaya çalışırken yerdeki çatlaklardan fışkıran lavlar her yanı saracak, bu da insanların ölümden hiçbir şekilde kaçışlarının olmadığını bir kere daha anlamalarına sebep olacaktır. Felaketleri felaketler izleyecek, birinden kurtulmaya çalışan, bir diğeri ile karşılaşacaktır. Gerçekleşen olaylar sonucunda, yerin altında bulunan petrol, kömür gibi madenlerle birlikte tüm fosiller ve cesetler, tüm kalıntılar, kısaca yerin altında bulunan canlı cansız herşey dışarı atılacaktır. Kısaca yerin altı üstüne gelecektir. Yeryüzündeki en sağlam yapılar olan ve sarsılmaz sıfatını taşıyan dağlar yerlerinden oynatılıp, altındaki toprakla birlikte kaymaya başlar. Dünyada bulunan tüm dağların aynı anda kum yığını haline gelmesi, o heybetli yapıların bir anda çökmesi dehşet verici bir durumdur. Yeryüzündeki bütün denizler alevler içinde kalacak, önüne geçilemeyecek bir ateş ve alev topluluğu insanlara yönelecektir. Uçsuz bucaksız denizlerin alev alev yanan ve şiddetle fokurdayan görüntüsü, dünyanın geniş bir alanına hakim olacak ve pek çok felaketi de beraberinde getirecektir. Kıyamet gününde yerin üstünde olduğu gibi denizlerin altında da sarsılmayan hiçbir yer kalmayacaktır. Bu durumda denizlerin altında meydana gelen şiddetli sarsıntılarla birlikte denizler de taşacak ve o ana dek bilinen dalgalarla kıyas olmayacak şekilde tüm yeryüzüne etki edecektir. Henüz bebeklik çağında olan çocuklar bile o gün aileleri tarafından terkedilir. O zorlu günde yaşanacak olayların paniğiyle kadınlar emzirdikleri çocukları dahi unutacaktır. İnsanlar hiç beklemedikleri ve daha önce eşini benzerini görmedikleri bu olaylar karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar. Korku öylesine ani ve şiddetli bir şekilde gelmiştir ki, hamile kadınlar bu şokun etkisiyle çocuklarını düşürürler. Hamile kadınların kıyamet günü çocuklarını düşürmesi, korkunun şiddetinden vücut fonksiyonlarının bozulacağını göstermektedir. Kıyamet gününün korkusu küçük çocukları da saracaktır. O günün gerçek mahiyetini bilmeyen, bunun ahiretteki azabın ilk günü olduğunun bilincinde olmayan çocuklarda yetişkinlerden farklı bir korku vardır. Çocuklar ne olduğunu dahi kavrayacak bir bilinçte değildirler. Buna rağmen gördükleri olayların şiddetinden dolayı saçları bembeyaz olur. Böyle bir fiziksel değişim, o zorlu günün büyüklüğünü anlamak açısından oldukça önemlidir. Çünkü o güne kadar dünyada çok çeşitli felaketler yaşanmıştır. Ama bu felaketlerin hiçbiri kıyamet günü meydana gelecek olaylarla kıyaslandığında çocukların saçlarını ağartacak kadar şiddetli değildir. Çocuklar kıyametin dehşetini sonuna kadar yaşamayacak ve Allah bu dehşeti sonuna kadar yaşamamaları için onların canını alacaktır. Vahşi hayvanlar, kıyamet günü meydana gelen olayların etkisi ile artık birbirleri ile mücadele etmeyi bırakacak ve biraraya toplanacaklardır. Binlerce vahşi hayvanın meydana getirdiği bu görüntünün ürkütücülüğü ise çok açıktır. Kıyamet tüm evrenin yokoluş günüdür. O gün dünya tarihi boyunca kapsamı anlaşılamamış, sırlarına son yüzyılda ulaşılabilmiş, akıllara durgunluk veren büyüklükteki gök cisimleri ve uzay için de ölüm vakti gelmiştir. Gökyüzü, ay, güneş, yıldızlar ve gezegenler de o gün parçalanıp, yok olurlar. Kıyamet günü yaşanacak olan bu dehşetli olayları gözünün önüne getir.
HESAP GÜNÜNDE OLDUĞUNU DÜŞÜN
Kıyamet kopmuş, bütün evren yok olmuş ve bütün insanlık mahşerde toplanmış. Sende ordasın. Peygamberler, şehitler, salih müminler, inkarcılar ve meleklerin hepsi şu an ordalar. Büyük bir heyecanla bekleyiş var. İnsanlar Allah'a hesap verecek ve sonrasında insanlar cennet ya da cehenneme sevk edilecek. Eşinden, çocuğundan, annesinden, babasından ve kardeşinden kaçıp kendi derdine düşen ve dünyadaki bütün sahip olduklarını verip cehennem azabından kurtulmayı isteyen kimseler olacak. Orda kimse kimseye yardım edemeyecek ve herkes hak ettiği yere gidecek. Şu an orda olduğunu, o atmosferi yaşadığını düşün. "Keşke imkanım varken daha çok salih amelde bulunsaydım, daha çok Allah yolunda harcama yapsaydım, hayırlarda yarışsaydım, keşke Allah'ın dinine daha sıkı sarılsaydım, keşke din ahlakını tebliğ etmek için daha çok çaba harcasaydım, keşke insanlara iyiliği emredip kötülükten menetmek için birşeyler yapsaydım, keşke dünya işlerine kapılıp ahiretim için hazırlık yapmayı ertelemeseydim, keşke hayırdan yana yaptıklarımı artırsaydım da bu gün kurtuluşa erenlerden olsaydım" diyenlerden olmamak ve ahirette bu pişmanlığı yaşamamak için Allah'ın emrettiklerini yerine getir. Hesap gününde Allah'ın huzuruna çıkarıldığın vakit, "Bilmiyordum, anlamamıştım, fark etmemiştim, unutmuştum, gaflete dalanlarla birlikte ben de dalmıştım, gevşeklik göstermiştim, şeytana uymuştum ya da Allah nasıl olsa affeder diye düşünmüştüm, ibadetleri yerine getiriyordum bunlar yeterli olur zannetmiştim" gibi mazeretler öne sürmen hiçbir fayda sağlamaz. Dünyadaki yaptığın konuşmaları, davranışları ve geçirdiğin zamanları ahiretten izlediğini düşün. Mesela şu anki halini düşünebilirsin. Şu an bulunduğun vaktin namazını kılmadıysan, imkanın olduğu halde sevap kazandıran bir iş yapmadıysan bu durumunu ahiretten izlediğini düşün. Tavırlarını, konuşmalarını, bütün hayatını ahiretten izlediğini düşünerek hareket et. Yaşamını gözden geçir. “Şimdi ölsem hayatımın hesabını Allah’a verebilecek miyim?”, ”Şu an bulunduğum yol doğru bir yol mu?”, “Allah benden razı mıdır”, “Şu an amellerimin durumu nedir?” diye düşünüp kendini sorgula. Ahirete gitmeden kendini hesaba çek. Bir gün öleceğini, ahirette Allah'ın huzurunda hesap vereceğini unutsan da, düşünmemeye çalışsan da sonuç hiç değişmeyecek ve bu gerçeklerle mutlaka karşılaşacaksın.  
CENNETTEKİ NİMETLERİ VE CEHENNEMDE ÇEKİLEN AZAPLARI GÖRDÜĞÜNÜ DÜŞÜN
Şu anda cehennemin kenarında olsan ve oradaki zebanilerin cehennem ehline yaptıkları dayanılmaz işkenceleri gözünle görsen, cayır cayır yanan ateşin uğultusunu, cehennem ehlinin çığlıklarını, kemiklerini çatırdatan inlemelerini, kahırla nefes alıp vermelerini, bir kez daha dünyaya geri dönmek isteyen pişmanlık dolu yalvarışlarını duysan ve sonra tekrar dünyadaki yaşamına geri döndürülsen acaba hayatında neler değişirdi? Hiç kuşku yok ki içini tarifsiz bir korku kaplar, bambaşka bir insan olurdun. Hayatını bütünüyle farklı düzenlerdin. Etrafındaki insanların bu gerçeği göz ardı ettikleri için büyük bir gaflet içinde olduğunu düşünür, olanca gücünle ahiret için çabalardın. Allah'a karşı günah olabilecek herşeyden şiddetle sakınır, toplayabildiğin kadar ecir toplamaya çalışırdın. Ahiret hayatını riske sokabilecek en ufak bir söz ya da davranış korkudan içini titretir, hemen Allah'a yalvara yalvara dua eder, bağışlanma dilerdin. Gördüklerin, duydukların aklından çıkmaz, kendi sonun için aynı ihtimali düşünmekten Allah'a sığınırdın. Allah'ın sevgisini kazanmak, O'nun azabından kurtulmak için malını, canını, tüm enerjini kullanırdın. Üstelik bunların hepsinde ölene dek sabırlı ve kararlı olur, karşına bir zorluk çıksa bile bu sana zorluk gibi görünmezdi. Kimse seni yolundan çeviremez, Allah'ın rızasından taviz verdiremezdi. Her şart ve koşulda, her durumda ahiretin için yapabileceğinin en fazlasını yapardın. İnsanların, toplumların ne yaptıkları, nasıl bir hayat tarzını benimsedikleri, hangi ideolojilerin peşinden koştukları seni hiç ilgilendirmezdi. Her halinle ve her tavrınla sadece Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışırdın. Allah'ın emir ve yasakları konusunda son derece titiz olduğun gibi insanlara da bunu anlatır, her gördüğün kimseyi bu gerçekle uyarırdın. En büyük hedefin, hayatının tek amacı Allah'ın dostluğunu kazanmak olurdu ve kendini tamamen O'na teslim ederdin.
Peki şu an cehennemi görmemiş olman mı seni gereği gibi korkup sakınmaktan ve buna göre yaşamaktan alıkoyan? Oysa Allah cehennemin varlığını pek çok ayetinde haber vermekte, cehennemi insanlara tüm detaylarıyla tanıtıp, ondan sakındırmaktadır. Unutma ki orada diz üstü çökmüş olarak kaldıktan sonra cehennemi görmenin insana bir faydası olmaz. Kısa süreliğine bile olsa cehennem ateşinin içinde olduğunu düşünmen, yaptıklarından pişmanlık duymanı ve vicdanını harekete geçirip Allah için yaşamanı sağlayabilir. Henüz dünyada iken bu vicdan muhasebesini yapman gerekir. Sana, "Bu vicdan muhasebesini, dayanılmaz bir pişmanlıkla cehennem ateşinin içerisinde iken mi yapmak daha akılcıdır, yoksa şu anda telafi imkanı varken mi?" diye sorulsa, mutlaka "Elbette ki şu anda, hem de hemen şimdi" yanıtını verirsin. Ardından da aklını kullanır ve bugüne kadar vicdansızlık yaptığın her olayı bir an bile ertelemeden düzeltmeye çalışırsın. Yapılması gereken en akılcı tavır da budur zaten. Cehennem ateşinin içinde olduğunu düşünmen, bu samimi kararı alman için yeterli olur ve vicdanını harekete geçirir.
Aynı şekilde cennet hayatında olduğunu düşün. İnsan cennete adım attığı anda dünyadaki tüm acizliklerin, zorlukların, hastalıkların kalktığını görecek ve bundan büyük sevinç duyacaktır. Artık sonsuza kadar acıkmayacak, yorulmayacak, uyumayacak, hiçbir şey için mücadele etmesi gerekmeyecektir. Cennet nimetleriyle süslenmiş sofralarda otururken, cennet bahçelerinde gezerken, muhteşem güzellikteki içecek nehirlerinden içerken sürekli Allah’a şükredecek ve cennetin değerini çok iyi bilecektir. Çünkü Allah sonsuza kadar kendisini kurtarmış, hayal bile edemeyeceği sayısız nimetle donattığı cennetine kabul etmiştir. Cennette çok güzel yiyecekler, içecekler, meyveler, giyecekler, evler, köşkler, ırmaklar, huriler, vildanlar ve gılmanlar olacaktır. Peygamberlerin ve şehitlerin hepsi orda olacaktır. Cennette sonsuza kadar sıkıntı, zorluk, üzüntü, yorgunluk, hastalık olmayacak, ordaki insanlarla istediğin zaman sohbet edebilecek, istediğin yere anında gidebilecek, istediğin herşeyi anında yiyecek ve içebileceksin. Cennette daha sayamayacağımız, hayalimize gelmesi mümkün olmayan çok fazla nimet bulunacak, her saniye çok güzel geçecek ve bu yaşantı sonsuza kadar devam edecektir. Allah Kuran'da cennet hayatına yarışmamızı emretmiştir. İnsan sadece cennete gitmek için ibadet yapmamalıdır. İbadetlerdeki esas amaç Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah'ın rızası herşeyin üzerindedir. Cennetteki en büyük nimet Allah'ın bizden sonsuza kadar razı kalması olacaktır. Cennet ise bize ikram olacak verilecektir. Allah’ın razı olduğu kullarından olmaktan daha büyük mutluluk yoktur.
AHİRETTEN GERİ DÖNÜŞÜN OLMAYACAĞINI, AHİRETTE KİMSENİN KİMSEYE YARDIM EDEMEYECEĞİNİ VE ORADAKİ PİŞMANLIĞIN TELAFİSİNİN OLMAYACAĞINI DÜŞÜN
Şu ana kadar ölmüş bütün insanları şöyle bir düşün: O insanların hepsi şu anda dünyada değiller. O insanların dünyaya geri dönmeleri hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ölen insanlar dünyaya geri dönemeyeceklerine göre, günahlarını telafi etmeleri ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmaları hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Herkes öldüğü ana kadar yaptıklarıyla ahirete gidecektir. Cenneti hak eden cennete, cehennemi hak eden cehenneme gidecektir. Allah hiçbir insana ölümden sonra dünyaya geri dönme imkanını vermez. Allah’ın bu kanunu şu ana kadar nasıl devam ettiyse, Allah'ın dilemesiyle kıyamet gününe kadar da devam edecektir. Öldükten sonra Allah’ın insanlara dünyaya geri dönme imkanı vermeyeceği çok önemli bir gerçektir. Ancak bunu bilmek yeterli değildir; bu gerçek, hem unutulmaması hem de üzerinde düşünülmesi gereken çok hayati bir konudur. Çünkü insan bu gerçekle her an karşılaşabilir yani her an ölebilir. Ölüm geldiği anda süren tamamlanacak ve dünya hayatına hiç geri dönmemek üzere ölüm sonrası hayata gideceksin. Ahiret için hiçbir hazırlık yapmadan zamanını tüketmiş olursan ölüme hazırlıksız yakalanman senin için kötü bir hayatın başlangıcı olacaktır. Dünyada Allah’ın rızasını kazanma fırsatını kaçırırsan, ölüm melekleri yanına geldiği anda artık hiçbir zaman telafi edemeyeceğin bu korkunç hatanın farkına varacak ve pişmanlık içinde olacaksın. O anki pişmanlığınla kendine bir hak daha verilmesini isteyecek ama artık geri dönüşü olmayan, kapıları kapatılmış bir kapıdan girmiş olacaksın. Unutma ki ahiretteki pişmanlık dünyadaki en büyük pişmanlıklardan çok daha kötüdür. Ahiretteki pişmanlığın telafisi yoktur. Ölümünden sonra Allah’ın emirlerini yerine getirebilmen hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ne kadar yalvarıp yakarsan da sana bir fırsat daha tanınmaz. Allah’a karşı yerine getirmediğin sorumluluklarını yerine getirmen için sana ek bir süre verilmez. Ne yaparsan yap, bu dünyadan bir daha geri dönmemek üzere ayrılacaksın.
Allah dileseydi seninde canını önceden alabilirdi. Eğer ölmüş olsaydın sende dünyada olmayacaktın. Cenaze namazın kılınmış olacaktı. Adının, soyadının, doğum ve ölüm tarihinin yazılı olduğu mezarın olacaktı. Bedenin toprağın altında çürüyecekti. Dünyaya geri dönme imkanın hiçbir zaman mümkün olmayacaktı. Öldüğün ana kadar neler yapmışsan onlarla ahirete gitmiş olacaktın. O halde şu anda dünyada olmanı çok önemli fırsat bil. Bu fırsatı Allah’ın emirlerini her zaman yerine getirerek iyi değerlendir. İçinde bulunduğun anı fırsat bilerek ahiret için hazırlık yapmak durumundasın. Ömrün su gibi akıp gidiyor. Ahiret hazırlığı için sana tanınan süre geçip tükeniyor. Her saniye ölüme yaklaşıyorsun. Geri dönüşü olmayan ölüme hazırlıksız yakalanmaktan kork. Öldükten sonra gerçeği kavramak ve fayda etmeyecek bir pişmanlık yaşamak yerine dünya hayatında imkan varken Allah’ın rızasını kazanmak gerekir. Sonuçta insan ne yaparsa yapsın, ister kendisine hatırlatılanları hatırda tutup kulluk etsin, isterse tüm öğütleri unutup bir yana bıraksın Allah'a döndürüleceği ahiret hayatına doğru hızla ilerlemektedir.
AHİRETİN SONSUZA KADAR SÜRECEĞİNİ VE DÜNYADA ÇOK KISA YAŞAYACAĞINI DÜŞÜN
Sonsuzluğu düşünerek kavramaya çalışmak her insan için son derece önemlidir. Ahiret hayatı yüz değil, bin değil, yüzbin veya milyar yıl da değil, trilyon ya da katrilyon x katrilyon x katrilyon yıl da değil, sonsuza kadar sürecektir. İki örnekle sonsuz yaşamın ne derece olağanüstü olduğunu vurgulayalım: Yüz trilyon insan olsa, gece gündüz hiç durmadan yüz trilyonu yüz trilyon ile çarpsalar ve yüz trilyon yıl ömürleri olsa ve ömürleri boyunca bu işle uğraşsalar, yine de sonsuz yaşamı hesaplayamazlar. Dünya üzerinde bugüne kadar yaşamış ve bundan sonra yaşayacak olan tüm insanların, hayatlarının her saniyesini sayı sayarak geçirmiş olduklarını düşünelim. Kuşkusuz bu insanların tümünün saydıkları sayılar ard arda eklenerek bir sayı elde edilse, burada telaffuz edilemeyecek büyüklükte bir sayı çıkar. Ama bu olağanüstü sayı dahi "sonsuz" kavramının yanında sıfırdan farksızdır. Çünkü "sonsuz" demek asla bitmeyen ve tükenmeyen bir süre demektir. Bir sayı ne kadar büyük olursa olsun, sonsuzun yanındaki değeri sıfırdır. Sonsuzluğu düşünmek gafil olan insanı uyandırır, kendine getirir ve Allah'ın razı olacağı işler yapma konusunda harekete geçirir. Cehennem hayatından korkan imanlı bir insan, sonsuz cennet nimetleri içinde yaşama imkanı olduğunu düşünür ve dünyadaki kısa süren yaşamı sonsuz ahiret hayatına tercih etmez. Sonsuzluk Allah’ın yarattığı en büyük nimetlerden biridir. Dünyadaki hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçer ama ahiret sonsuz olduğu için trilyonlarca sene geçse bile daha hiç süre geçmemiş gibi olur. Sonsuz zamanın yanında dünya hayatı inanılmaz derecede kısadır. Allah'ın, ortalama altmış veya yetmiş sene gibi, sonsuzluğun yanında bir 'an'dan farksız olan kısacık dünya hayatına karşılık sonsuz yaşamı vaat etmesi, çok büyük bir nimettir. Ayrıca insanların dünyada yaşadıkları çok kısa hayatın içinde geçirmiş oldukları bebeklik ve çocukluk dönemleri, uyuduğu zamanlar ve diğer etkenleri de göz önüne alırsak sanıldığından çok daha kısa bir hayat yaşanıldığı anlaşılmış olur.
Dönüp arkana baktığında, zamanın müthiş bir süratle geçişinden dolayı hiçbir şeyden tam tatmin olamadığını görürsün. Belki belli bir zamana kadar bu gerçeği fark edememiş de olabilirsin. Ama bu gerçeği anlamaya başlayan bir insan artık herşeyi daha akılcı düşünmeli, kendisini ve herşeyi yaratan Allah’ın insanlardan istediklerini öğrenmeli, hayatını da buna göre düzenlemelidir. En başta dünyada kendisine herşeyi veren, ahirette ise sonsuza kadar verecek olan Rabbini hoşnut etmeye çalışmalıdır. Çünkü bu gerçeği anlamazlıktan gelip kısacık dünya hayatlarını sorumsuzca tüketen inkarcılar, ahirette büyük bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Diriltilip Allah’ın huzuruna getirildiklerinde dünyada çok kısa bir süre kaldıklarını anlayacaklardır. Bu nedenle dünyayı, asıl yurdumuz olan ahirete gitmek için bir bekleme salonu olarak düşünmek gerekir. Bir bekleme salonundaki eşyaların ve orada yaşanan olayların insanı ne kadar ilgilendireceği açıktır. Hiçbir yolcu, bekleme salonunda uzun bir süre kalacakmış gibi oraya yerleşip, bütün planlarını bu bekleme salonuna göre yapmaz. Çünkü burada çok kısa bir süre kalacaktır. Burada dışarıyı düşünmeden yalnızca bekleme salonunu göz önüne alarak aldığı kararlar ya da yaptığı hareketlerin dışarda bir faydası olmayacaktır. Aynı şekilde, dünya için yapılan hiçbir şeyin de ahirette bir faydası olmayacaktır. Bu nedenle dünya için yapılan işlerin eninde sonunda yok olacağını bilmek gerekir. İnsanın Allah'ın huzuruna yalnız başına getirileceği hesap günüyle karşılaşmadan önce dünya hayatının ne kadar kısa ve geçici olduğunu anlaması ve düşünmesi gerekmektedir. Dünyanın çok kısa bir süre sonunda mutlaka sona ereceği düşüncesi, insanın boş ve yararsız işlerden yüz çevirmesine, dünya hayatındaki kısa zamanını en iyi şekilde değerlendirerek, içinde bulunduğu gafletten kurtulmasına vesile olacaktır. Çok kısa yaşayacağın dünya hayatında her saniye ölüme daha da yaklaşıyorsun ve her an ölüp bu dünyadan gidebilirsin. Eğer ölürsen hiçbir zaman sana süre tanınmayacak, dünyaya geri döndürülmeyecek ve o ana kadar yaptıklarınla sonsuz ahiret hayatın belli olacaktır. Böyle bir durumda devamlı dünyayı düşünüp üzülmen, gaflet içinde yaşaman ve sana tanınan kısıtlı süreyi boşa harcaman elbette büyük akılsızlık olur. Sen de bu hatırlatmaları sakın göz ardı etme ve ahireti kazanmak için dünyada Allah'ı hoşnut etmen gerektiğini unutma. Eğer insanlar hayatın çok kısa olduğunu, her an hiç beklemedikleri herhangi bir sebeple ölebileceklerini, güzellik, zenginlik, itibar gibi değerlerini her an yitirebileceklerini düşünüp önemserlerse, bunlara sadece hak ettikleri kadar değer vereceklerdir. Bunun sonucunda ise hırs yapmalarının mantıksızlığını anlayacak ve dolayısıyla tümüyle Allah'ın rızasını ve ahiret hayatını kazanmaya yönelmeleri gerekecektir.
Dünyada çok kısa bir hayat yaşayacağını, her saniyenin çok değerli olduğunu, dünyadaki süren dolmadan önce Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışman gerektiğini ve dünyadaki yaptıklarının sonsuz ahiret hayatını belirleyeceğini unutma. Hızla gelip geçen bu dünya hayatına aldanma. Bir daha asla elde edemeyeceğin bu dünya hayatını israf ederek geçirme. Kısa süren dünya hayatını sonsuz ahiret hayatına tercih etme. Şunu bil ki ne kadar yaşarsan yaşa, yaşayacağın hayatın süresi sonsuz ahiretin yanında bir hiçtir. Ahiret hayatıyla kıyaslanamayacak derecede kısa olan dünya hayatını ahiret hayatına tercih edersen büyük akılsızlık etmiş ve kendine zarar vermiş olursun. Faydasız geçirdiğin her saniye ömrün için bir kayıptır. Yaşadığın her saniye ile cennete ya da cehenneme yaklaşmaktasın. Bu ikisinden başka gideceğin bir yer de yoktur. Sonsuz ahiret hayatı için bir hazırlık yapmaman, kendine tanınan bu tek ve son fırsatı kaçırman ve cennetten mahrum kalman senin için gerçekten çok acı bir durum olur. Cennetten mahrum olan biri cehenneme gidecek bir ahlak gösteriyor demektir. Bu nedenle dünyada boşa geçirdiğin her saniye hem çok büyük bir kayıp hem de çok acı bir sonuca doğru attığın yeni bir adımdır. Madem gerçek budur, öyleyse bu gerçeğin dünyadaki herşeyden daha önemli olması gerekir. Hayatında karşına çıkacak muhtemel olaylar için önceden hazırlık yaptığın gibi, hatta daha da fazla, ölüm ve sonrası için benzeri bir hazırlık yapman en mantıklı hareket olacaktır. Zira ölecek olan sensin. Ölümden sonra karşına gelecek olaylarla da tek başına muhatap olacaksın. Bu konu doğrudan doğruya "seni" ilgilendirmektedir. Madem hayat çok kısadır, bu hayattan sonra sonsuz bir gerçek hayat vardır ve madem o sonsuz hayat, bu dünyada Allah'ın rızasını arayarak kazanılacaktır; bu durumda;
Buradaki kısa ve değersiz hayattan çok, ölümden sonra başlayacak gerçek hayatını düşünmen gerekir. Dünyada elde edilecek servet ve imkanlara tutkuyla bağlanmanın bir anlamı yoktur. İnsan ne malını, ne güzelliğini, ne kuvvetini, ne ailesini, ne de şöhretini ahirete götüremez. Bunların hiçbiri mezarda insana eşlik edemez. Mezara giren yalnızca kefene sarılı bir bedendir; o da kısa bir süre içinde kurtlanıp çürümeye başlayacaktır. Bu dünyadan ahirete götüreceğin tek şey Allah rızası için yapmış olduğun salih amel ve ibadetlerdir. İnsanın sahip olduğu mal-mülk, servet, makam, mevki, şöhret, itibar, kuvvet ve güzellik, ölümü kendisinden uzaklaştıramaz. Herkes istisnasız ölüme boyun eğmiş ve bundan sonra da eğmeye devam edecektir. Ölümünden sonra sana ait olan her şeyin geride kalacaktır. Öldüğünde dünya hayatında peşinden koştuğun herşeyin ahirette anlamını yitireceğini, sadece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan salih amellerin ve güzel ahlakın insanlara fayda vereceğini anlamış olacaksın. Salih amel işlemekle, ancak kendine yarar sağlar, kendi ahiretini kurtarırsın. Namaz kılan kişi kendisi için kılmış olur, oruç tutan, Allah yolunda harcama yapan tüm bunları kendisi için yapmış olur. Bunları yapmaya ihtiyacı olan kendisidir.
SONUÇ
Buradaki anlatılanlar insanların bildiği gerçeklerdir. Bu konular okuyan kimsenin farklı açılardan düşünmesini sağlamak ve hatırlatma amacı ile detaylı anlatılmıştır. Burada yaşanacak olan ölüm, cenaze namazı, kıyamet günü, ahirette hesap verme, cennet ve cehennem konularını şu an yaşıyormuş gibi düşünmen tavsiye edilmiştir. Çünkü ölüm seni bulmadan acele edip bu konuları düşünmen ve kendini sorgulayıp Allah'ın razı olacağı bir hayatı yaşaman çok önemlidir. Buradaki konuları düşünüp üzerindeki gaflet halini yok etmeye çalış. Yaşayacağın bu gerçekleri sanki yaşamışta dünyaya geri gönderilmişsin gibi ibadet et ve günahlardan uzak dur. Buradaki anlatılan konuları düşünmek nefsi etkisiz hale getirir. Ancak bu konuları sadece belli zamanlarda düşünmek nefsi etkisiz hale getirmede etkili olmayabilir. Çünkü nefis, insan öldüğü zamana kadar insanın içinde olacak ve insana devamlı kötülüğü emredecektir. O halde insan nefsiyle devamlı mücadele etmelidir. "Burdaki konuları düşünürsem dünyadan soğurum, dünyadaki hiçbir şeyden keyif alamam, bu şekilde yaşayamam" diye düşünme. İnsan bu konuları düşünerek hayatını yine normal şekilde yaşayabilir. Akıllı insan yaşayacağı olan bu gerçekleri şimdiden düşünür, ciddiye alıp hazırlığını yapar. Bunu yapmak aklen gerekli ve zorunludur. İnsan gezebilir, müzik dinleyebilir, eğlenebilir ama bunları yaparken buradaki anlatılan konuları tamamen unutup gaflete kapılmaması ve kulluk görevlerini yerine getirmesi gerekir. Fırsat elindeyken buradaki anlatılanları önemseyip uygula.
          
 
          
     ÖLÜM TESADÜF YA DA TALİHSİZLİK DEĞİLDİR

Ölüm tesadüfen değil, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir. Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse, aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına, saniyesine kadar bellidir. İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek, o son ana doğru hızla yaklaşır. Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.
Buna rağmen insanların çoğu ölümün, Allah'ın ona sebep olarak yarattığı olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar. Her gün gazetelerde ölüm haberleri okunur. Ardından da, "Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı; şöyle yapılsaydı ölmezdi" gibi cahilce mantıklar yürütülür. Halbuki her insan kendisine tanınmış süreden ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz. Ancak, imanın verdiği bilinçten uzak olan insanlar, her olaya olduğu gibi ölüme de tesadüfler zincirinin bir parçası olarak bakarlar. Allah Kuran'da, tamamen inkarcılara özgü olan böyle çarpık bir zihniyetten müminleri sakındırır:

Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (Al-i İmran Suresi, 156)

Ölümü bir tesadüf sanmak büyük bir cahillik ve akılsızlıktır. Ve bu durum, üstteki ayetten de anlaşılacağı gibi, insana büyük bir manevi azap, karşı konulamaz bir sıkıntı verir. İnkar edenler ya da Kuran'da belirtildiği şekilde iman etmemiş olanlar, yakınlarını ve sevdiklerini kaybettiklerinde bu büyük azabı, "onulmaz hasret"i yaşarlar. Ölenin aslında bir kurtulma ihtimali olduğunu, fakat şanssızlık, aksilik, tedbirsizlik gibi durumlar yüzünden zamansız veya yok yere öldüğünü düşünürler. Bu düşünce de onların üzüntü, pişmanlık ve acılarının katlanarak artmasına neden olur. Çektikleri bu sıkıntı ve acı, gerçekte inançsızlıklarının azabından başka bir şey değildir.

Oysa olayın çok önemli bir sırrı vardır; ölümün sebebi, ne bir kaza, ne bir hastalık, ne de başka bir şeydir. Bütün bu sebepleri yaratan Allah'tır. Kaderimizde belirtilen süre olduğu zaman, yukarıda sayılan sebeplerden herhangi bir tanesi nedeni ile hayatımız sona erer. Ve insan, elindeki tüm maddi imkanını seferber etse dahi, kendileri için belirlenmiş olan ölüm zamanından bir an bile fazla yaşayamazlar. Kuran'da bu İlahi kanun şöyle vurgulanır:

Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır... (Al-i İmran Suresi, 145)
                               
                                                     
        

                                                                                                                                                                                                                                                             
          ÖLÜMÜ DÜŞÜNMENİN ÖNEMİ

    Bir gün öleceğinizi, bedeninizin toprağın altına gömüleceğini, üzerinize toprak atan tanıdıklarınızın, sevdiklerinizin sizi toprağa gömdükten sonra mezarınızın başından ayrılıp günlük işlerine devam edeceklerini, sahip olduğunuz herşeyin ölümünüzle birlikte yok olacağını düşündünüz mü? Ölümünüzden sonra sizi nasıl bir hayatın beklediğini hiç düşündünüz mü?
  Kuran'da, "Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz." (Kıyamet Suresi, 20-21) ayetiyle, daha yakın gördüklerinden dolayı dünya hayatına bağlanan insanlardan bahsedilmektedir. Bu noktada, halen kararsızlık içinde bocalamakta olan bu insanlara Kuran'da tavsiye edilen ise "ölümü düşünmeleri"dir. Çünkü belki de hiç son bulmayacakmışcasına bağlandığı dünyanın bir gün mutlaka geride kalacağını düşünen kişinin aklı başına gelecektir. Söz konusu kişi düşündüğünde görecektir ki, belki de ani bir kaza ya da beklenmedik bir hastalık burada bahsedilen 60-70 yıllık bir ömre bile ulaşamadan, henüz yirmili otuzlu yaşlardayken ölümüne neden olacaktır. Böyle bir durumda bu insan, diplomalarını, malını, mülkünü, fabrikalarını, evini, arabasını, ailesini, çocuklarını, kısacası her şeyini dünyada bırakarak toprağın altına girecektir. Çok kısa bir süre içerisinde geriye birkaç kemik parçasından başka bir şeyi kalmayacak olan bu insanın, dünya hayatından, beraberinde ahirete götürdüğü tek şey, Allah için yapıp kazandıkları olacaktır.
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. Bu nedenle müminin sık sık ölümü düşünmesi, kendi dahil tüm insanların yakında bir gün öleceğini tefekkür etmesi ve dünyaya bu şuurla bakması gerekir.
Ölümü düşünmek, insana hem gayesini hatırlatan, hem de onu yaşadığı asrın gündelik dertlerinde kapılmaktan koruyan çelik bir zırh gibidir. Ölümü düşünmek dünya hırsını ortadan kaldırır. Ölüm insanları müthiş terbiye eden, ahlaklarını müthiş düzenleyen en önemli nedenlerin başında gelir. Ölümü düşünmek insanı olgunlaştırır. Ölüm sevgiyi, insanın derin düşünmesini, cömertliği, affediciliği, intikamdan uzaklaşmayı sağlar. Ölümü düşünmek insanda mal biriktirme arzusunu yok eder. Allah yolunda harcama yapmasını sağlar. Ölümü düşünmek insanın sonsuz yaşayacağını hatırlattığı için insanın kalbi ferahlar. Ölümden sonra insan sevdiklerine kavuşacağını ümit ettiği için bunun sevincini duyar. Ölümün her an kendisini yakalayabileceği gerçeğini aklından çıkarmaması aynı zamanda insanın nefsine de şifa olur, onu gafletten kurtarır. Ahlakının güzelleşmesine ve manevi olgunluğa ermesine sebep olur. Dünyada da mutluluk ve huzur bulur. Ahireti düşünerek mutmain ve tevekküllü bir ruh hali kazanır. Bu da ruhuna lezzet, bereket ve zevk verir. Ölümü düşünmek insanın bilinçli olmasını sağlar. Ahirette sonsuz azap ve sıkıntı yerine Allah’ın izniyle sonsuz nimetlere kavuşmasına vesile olur. Mümin ömrü boyunca gösterdiği güzel ahlaktan Allah’ın razı olacağını umar ve ölümü ile birlikte ahirette cennete de kavuşacak olmanın neşesini yaşar.
                Ölümü düşünebilen bir insan, her an her yerde ölümle karşılaşabileceğini, yaşamının her an son bulma ihtimali olduğunu bilir. Bu da onu hayatının her anında ihlaslı davranmaya, aklını, vicdanını ve imkanlarını son noktasına kadar kullanmaya yöneltir. Bir an sonra kendisini Rabbimizin huzuruna varmış, hesap verirken bulabileceğini, her an cennet ya da cehenneme sevk edilme ihtimaliyle karşı karşıya kalabileceğini bilmenin verdiği açık şuur ile hareket eder. Dünya hayatını, ahirete gidip cenneti ve cehennemi görüp geri dönmüşcesine, tüm bunların gerçekliğinden ve yakınlığından kesin olarak emin olmuş bir iman ve ihlasla geçirir. Her anını, canını almaya gelen ölüm melekleriyle karşılaştığı, amel defterinin ortaya konduğu, cennete mi yoksa cehenneme mi sevk edileceğinin kararını beklediği anı yaşıyormuş gibi derin bir Allah korkusu ile geçirir. Cehennem azabının yakınlığını ve dehşetini her an aklında tutarak, sonsuza kadar bu azabı tatmanın korkusunu her an hissederek hareket eder. Aynı şekilde cehennemden kurtulmuş olup, sonsuza kadar Allah'ın dost edindiği bir kul olarak cennette yaşayacak olmanın şevkiyle dolu olur. Hesap gününde Allah'ın huzuruna çıkarıldığı vakit, "Bilmiyordum, anlamamıştım, fark etmemiştim, unutmuştum, gaflete dalanlarla birlikte ben de dalmıştım, gevşeklik göstermiştim, şeytana uymuştum ya da Allah nasıl olsa affeder diye düşünmüştüm, ibadetleri yerine getiriyordum bunlar yeterli olur zannetmiştim" gibi mazeretler öne sürmesinin hiçbir fayda sağlamayacağının bilincinde hareket eder.
                Bu bilinç güçlü bir vicdan, keskin bir kavrayış gücü, üstün bir akıl ve kesintisiz bir ihlas anlayışıyla kendini gösterir. Bu şuurdaki bir insan ölümün an meselesi olduğunu bildiği için, hayırdan yana hiçbir işi ertelemez, hiçbir konuda üşengeçlik ya da tembellik yapmaz, şevksiz davranmaz. "Birazdan, bir saat sonra ya da yarın yaparım" dediği bir işi gerçekleştirmeye ömrünün yetmeyebileceğini düşünür. Ahirette de ertelediği ve eksik tuttuğu bu gibi işler nedeniyle çok büyük bir pişmanlığa kapılabileceğini bilir.
                "Keşke imkanım varken daha çok salih amelde bulunsaydım, daha çok infak etseydim, hayırlarda yarışsaydım, ihlas sahiplerine, müminlere önder olacak kadar üstün bir ahlak içerisinde olsaydım, keşke Allah'ın dinine daha sıkı sarılsaydım, keşke din ahlakını tebliğ etmek için daha çok çaba harcasaydım, keşke insanlara iyiliği emredip kötülükten menetmek için birşeyler yapsaydım, keşke dünya işlerine kapılıp ahiretim için hazırlık yapmayı ertelemeseydim, keşke hayırdan yana yaptıklarımı artırsaydım da bu gün kurtuluşa erenlerden olsaydım" diyenlerden olmamak ve ahirette bu pişmanlığı yaşamamak için Peygamberlerin göstermiş olduğu gibi bir ihlas anlayışı içerisinde hareket etmesi gerektiğini bilir.
Ölümü düşünmek, bazı kimselerin düşündüğü gibi kişiyi dünyadan koparan değil, tam tersine dünya nimetlerinden de olabilecek en fazla lezzeti alabilmeyi sağlayan önemli bir vesiledir. Çünkü insan nimetlere bağlanıp, onları şehvet haline getirdiği zaman değil, tam tersine tüm bunların fani ve geçici olduğunu kavradığı takdirde onlardan çok daha fazla haz duyabilir. Ölümü düşünmek insanı dünya hayatındaki her türlü tavır ve ahlak bozukluğundan arındıracak önemli bir vesiledir.
                Müminlerin hayırlarda yarışmalarının nedenlerinden biri dünya hayatının çok kısa, ölümün de çok yakın olduğunun bilincinde olmalarıdır. Her an ölebileceklerini ve böyle bir durumda da Allah'ın rızasını kazanmakta yeterli çabayı göstermemiş olmaktan dolayı ahirette büyük bir pişmanlık duyabileceklerini bilirler. Çünkü ahirete geçişten sonra insanın bir daha dünyaya geri dönüp de hayırlarda yarışması, salih amellerde bulunması mümkün değildir. İşte bu nedenle de müminler daha çok hayır kazanma konusunda zamana karşı büyük bir yarış içerisine girerler. Dünya hayatında kendilerine tanınmış olan süre içerisine hayırdan yana olabildiğince fazla şey sığdırmaya çalışırlar. Bu doğrultuda karşılarına çıkan her işe büyük bir şevkle talip olur ve her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırlar.
Kuran'ın ve dinin ruhunu ve anlayışını kavrayan kişi herşeyden önce ölümü ve ahireti hiçbir zaman unutmayacak, unutmadığı için her tavrı ahirete yönelik olacaktır. Böyle üstün bir kişi ahireti hem kendisi hem de dostları için düşünecek; bir yandan kendi ahiret yurdunu hazırlarken bir yandan da sevdiği dostlarının veya diğer insanların da ahireti için çaba harcayacaktır. Apaçık olan ölüm gerçeğini düşünen insanın dünyayla ilgili hırsları bitecektir ve o insan artık gerçek ve sonsuz hayatın olduğu ahiret için çalışmaya başlayacaktır.



                 HER UYANDIĞINIZ GÜNÜN DÜNYADAKİ SON 

GÜNÜNÜZ OLABİLECEĞİNİ UNUTMAYIN

                Sabah uyanabilmeniz büyük bir mucizedir. Uyurken bilincinizi tamamen kaybetmenize rağmen sabah yine eski bilinciniz ve kişiliğinize geri dönmüşsünüzdür. Allah herkesin canını uykusunda alır ve uyandığında yeniden verir. Yani her uyandığımızda canımız bize yeniden verilmektedir. Uyandığınızda kalbiniz atmakta, nefes alabilmekte, konuşabilmekte ve görebilmektesiniz. Oysa gece uykuya dalarken, bu nimetlerin sabah tekrar size verileceğinin hiçbir garantisi yoktur. Üstelik gece boyunca başınıza herhangi bir felaket de gelmemiştir. Örneğin oturduğunuz apartmanda bir komşunuzun dalgınlığı gaz kaçağına sebep olabilir ve gece büyük bir patlamayla uyanabilirdiniz. Bulunduğunuz bölge doğal bir felakete maruz kalabilir, belki hayatınızı kaybedebilirdiniz. Hiçbir şey olmasa da Allah canınızı uyku esnasında da alabilirdi. Vücudunuzda başka sorunlar olabilir, örneğin şiddetli bir böbrek sancısı, baş ağrısı ile uyanabilirdiniz. Ama bunların hiçbiri olmamıştır ve sapasağlam olarak uyanmışsınızdır. Tüm bunları düşününce Allah'ın kendi üzerinizdeki bu geniş rahmeti ve koruması için O'na şükretmeniz gerekir. Ayette şöyle buyrulur:

                …Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.” (Tur Suresi, 48)

                Sabah kalktığınız andan itibaren herşey size dünya hayatının hep var olacağı gibi bir telkin verir ve ölümün yakınlığını, her an yaşamınızın biteceğini unutturabilecek vesileler karşınıza çıkar.
                Kalkar kalkmaz planlar yapmaya başlarsınız, kahvaltıda neler yenecek, işe-okula nasıl gidilecek, arkadaşlarla nerede-nasıl buluşulacak, öğle yemeği-akşam yemeği neler olacak? Yaz gelince neler yapılacak, iş yerindeki sunumda neler anlatılacak, çocuklarınızın okulu ne olacak, sınav için hangi konulara çalışılacak vs. vs…
                Bütün bu planlar, bütün bu ihtimaller gün boyunca insanın kafasını hiç durmadan meşgul eder. Yaşayacakları günün belki de Allah'ın kendilerine verdiği son bir fırsat olduğunun farkında olmayan bazı insanlar, sadece daha fazla para kazanmak, daha iyi yaşamak, yalnızca insanlar tarafından ilgi görmek ya da beğenilmek arzusu ile güne tutkulu ve hırslı bir şekilde başlar, acele ile hazırlanırlar. Allah'ın kendilerini yarattığını, O'na kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmakla sorumlu olduklarını ve önlerindeki günün bunun için yeni bir fırsat olduğunu düşünmezler. Allah onların bu durumunu, "İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar" (Enbiya Suresi, 1) ayetiyle haber vermektedir. Büyük bir gaflet içinde yaşayan bu insanların çok önemli bir hata yaptıkları açıktır.
                Yeni bir güne sağlıklı olarak başlamak, insanın ahireti için daha fazla kazanç sağlayabilmesi için Allah'ın ona bir fırsat daha vermesi demektir. O halde yapılacak en güzel davranış, günü Allah'ı razı edecek biçimde geçirmektir. İnsan herşeyden önce bunun planlarını kurmalı, kafasını işgal eden düşünceler bunlar olmalıdır. Allah'ı razı etmenin en önemli yönlerinden biri ise bu konuda O'ndan yardım istemektir.
                Kişi hemen Allah'a hesap vereceği anı hatırlayıp, güne samimi bir niyetle başlamalıdır. Niyeti ise, Allah'ın razı olmayacağı ve kendisinin de hesabını veremeyeceği herşeyden uzak durup sakınarak, hareket etmek olmalıdır. Mümin önündeki yeni günü, Allah'ın hoşnutluğunu ve cenneti kazanmak için Allah'ın kendisine verdiği bir fırsat olarak değerlendirir. Sabah gözünü açtığı anda hemen Allah'a yönelerek samimi bir dua ile güne başlar. Gün içinde Allah'ın daima kendisini izlediği bilinci ile hareket eder. O'nun rızasını kazanmaya, emir ve tavsiyelerini yerine getirmeye titizlik gösterir.
                Unutmamak gerekir ki, her sabah, insanın dünya hayatında kendisi için belirlenmiş son gününün başlangıcı olabilir. İşe veya okula giderken yaşanan bir trafik kazası, "beklenmedik" bir kalp krizi veya başka sayısız nedenden ötürü ölüm her an kendisini yakalayabilir. O halde, insanın yapması gereken, önündeki günü Allah'ı razı edecek biçimde geçirmek için neler yapabileceğini düşünmek olmalıdır.

                           
        
  HER UYKUNUZUN SON UYKUNUZ OLABİLECEĞİNİ 

UNUTMAYIN

                Kimse yarın ne yapacağını, nerede olacağını, başına neler geleceğini hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceği gibi, gece yattığında uyanabileceğinden, hatta bir dakika sonra hayatta olup olmayacağından emin olamaz.           
                İnsanlar uyumadan önce genelde uyanacaklarının garanti olduğunu düşünerek uyurlar. Allah bazı insanların canını uyku esnasında alır. Uyuduğu esnada ölen insanlar uyumadan önce uykularında ölebileceklerini belkide hiç düşünmemişlerdir.
Unutmamak gerekir ki uyku hali ölümün bir benzeridir ve Allah dilerse, insan bir daha hiç uyanamayabilir. Bu yüzden uyumadan önce geçirilen son dakikalar, insanın bağışlanma dilemesi için belki de son fırsatı olabilir. Allah bu gerçeği, insanlara şöyle haber verir:

                Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Zümer Suresi, 42)

                Her uyumadan önce uyanacağınızın garanti olduğunu düşünmeyin. Uyumadan önce Allah’ın size belkide son kez bir fırsat daha tanımış olabileceğini unutmayın. Allah’ın size -belki de son kez- tanıdığı bu fırsatın değerini bilin. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak içtenlikle Allah'a yönelin. Samimi tevbe edin. Allah’tan af dileyin. Her konuda Allah’a dua edin ve gecenizi ibadetle geçirin.

                                                                 
KURAN’DA ÖLÜM

De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız.” (Ahzab Suresi, 16)
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile… (Nisa Suresi, 78)
De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cum’a Suresi, 8)
Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz… (Ankebut Suresi, 57-59)
Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 34-35)
"Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler" (Araf Suresi, 34)
...Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)



   PEYGAMBER EFEN­Dİ­MİZ (SAV)'İN ÖLÜM HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

Ben giderim ve size iki vaiz bırakırım, daima size nasihat verirler. Biri konuşarak söyler, diğeri susarak: Konuşan vaiz Kuran-ı Kerim'dir. Susan vaiz ise ölümdür. (İmam-ı Gazali, Kimyayı Saadet, s. 141)
Ölümü çok hatırlayanın kalbi ihya olur, ölümü de kolaylaşır. (Deylemi)
Ölümü çok anmak, insanı dünyadan çeker, günahlardan sıyırır. (İbni Lal)
Peygamber Efendimiz, Abdullah b. Ömer’in omzundan tutarak onun şahsında bütün inananlara şöyle nasihat etmektedir: “Dünyada sanki gurbette imiş gibi veyahut yolculukta bulunuyormuş gibi ol. Kendini mezarlıktakilerden kabul et.”
Bir zat, bir kimseden bahsederek onu çok övdü. Orada bulunan Peygamber efendimiz,“O kimse ölümü hatırlar mı?” buyurdu. O zat da,“Ölümü hatırladığını duymadık” dedi. Peygamber efendimiz,“Ölümü anmayanın değeri olmaz” buyurdu. (İbni Ebiddünya)
En akıllınız, ölümü çok hatırlayan, ahiret için azık toplamakta acele edendir. Ölümü çok hatırlayan dünya ve ahiret saadetine kavuşur. (Taberani)
Allah’tan utanan, ölümü düşünmeden yatmaz, haram lokma yemez, zinadan kaçar, dilini, gözünü ve kulağını haramlardan sakındırır, öldükten sonra çürüyeceğini düşünür. (Taberani)
Lezzetleri yok eden, ağız tadını bozan, ümitleri kıran ölümü çok anın. Ölümü darlıkta düşünen rahatlar. Bollukta düşünen, lüzumsuz işten, israftan kaçar, kanaatkar olur. (İ. Hibban)
Ölümü anmak, günahlardan korur ve dünyadan (Allah’ın rızasına mani olan her şeyden) alıkoyar. (İbni Ebiddünya)
Demir paslandığı gibi, kalpler de günahla paslanır. Kalplerin cilası ölümü çok hatırlamak ve Kur’an-ı Kerim okumaktır. (Beyheki)
Ölümü anmak sadaka vermek gibi sevaptır. (Deylemi)
Ölümü çok hatırlamak, günahları yok eder; dünyadan soğutur. Zenginken hatırlamak mal hırsını yok eder. Fakirken hatırlamak, eldeki ile kanaat etmeye sebep olur. (İbni Ebiddünya)
Ölümü düşünene üç şey verilir: Bir an önce tevbe etmek, az rızıkla yetinmek, şevkle ibadet etmek (T.G/24)
Enes B. Malik demiştir ki: “Bir kere Peygamber (a.s.) bir takım çizgiler çizerek şöyle buyurdu: İşte bu çizgi insanın umduğu emelidir. Şu çizgide ecelidir. İnsan uzaktaki emelini beklerken kendisine en yakın olan ecel ansızın geliverir.” (Buhari)
Ey müminler! Ölüm geliyor! O kimine saadet, kimine de felaket getirendir. (İbni Ebiddünya)
Ani ölüm, hazırlıklı olan müminler için rahatlık, hazırlanmaya ihtiyacı olanlar için ise hasrettir. (Ahmed)
Şu kişiye de şaşılır ki ölüm onun peşinde iken, o dünyanın peşinde koşar. (Ebu Nuaym)
İbn Ömer (r.a) der ki: "Rasulullah omuzumdan tutarak bana "Ey Abdullah! Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi yaşa" dedi. İbn Ömer de şöyle tavsiye ediyordu: "Akşama eriştiğinde sabahı düşünme, sabaha çıktığında da akşamı düşünme. Sağlığın yerindeyken hastalığın, hayatta iken ölümün için hazırlık yap" (Buhari)
Cenneti isteyen, uzun emelli olmasın, dünya işi, ona ölümü unutturmasın! (İ. Ebiddünya)
Beş şeyi aklından çıkarma: Başına gelen musibetin Allah'tan olduğunu, dilini tutmayı, Allah'ın vadine inanmayı, ölüme hazırlıklı olmayı, her yerde çokça Allah'ı zikretmeyi. (T.G/387)
Akıllı, üç şeyi yapandır: Dünya kendini bırakmadan, o dünyayı bırakır, ölmeden önce mezarını hazırlar, Yaratıcının rızasını kazanır. (T.G/236)
Faziletli insan, beş hasleti kendisinde toplar: Her zaman Allah'a ibadeti, insanlara faydalı olmayı, hiç kimseye kötülük yapmamayı, insanların elindekine göz dikmemeyi, ölüm için hazırlıklı olmayı. (T.G/28)






KUR'AN-I KERİM'DEN ÖNEMLİ HATIRLATMALAR





                                        SAKIN KENDİNİZİ ÜZMEYİN

            Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)


                                     SAKIN ZİNAYA YAKLAŞMAYIN

            Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'ÇİRKİN BİR HAYASIZLIK' VE KÖTÜ BİR YOLDUR. (İsra Suresi, 32)

            Ve onlar, Allah ile beraber başka bir İlah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. KİM BUNLARI YAPARSA 'AĞIR BİR CEZA İLE' KARŞILAŞIR. KIYAMET GÜNÜ, AZAP ONA KAT KAT ARTIRILIR VE İÇİNDE AŞAĞILANMIŞ OLARAK TEMELLİ KALIR. (Furkan Suresi, 68-69)


                                               SAKIN FAİZ YEMEYİN

            Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın. ŞAYET BÖYLE YAPMAZSANIZ, ALLAH'A VE RESULÜNE KARŞI SAVAŞ AÇTIĞINIZI BİLİN. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.  (Bakara Suresi, 278-280)

            Faiz (riba) yiyenler, ancak ŞEYTAN ÇARPMIŞ OLANIN KALKIŞI GİBİ, ÇARPILMIŞ OLMAKTAN BAŞKA (BİR TARZDA) KALKMAZLAR. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, ALIŞVERİŞİ HELAL, FAİZİ HARAM KILMIŞTIR. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. KİM (FAİZE) GERİ DÖNERSE, ARTIK ONLAR ATEŞİN HALKIDIR, ORADA SÜREKLİ KALACAKLARDIR. (Bakara Suresi, 275)


                           İÇKİDEN, KUMARDAN VE FALDAN UZAK DURUN

            Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak ŞEYTANIN İŞLERİNDEN OLAN PİSLİKLERDİR. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza DÜŞMANLIK VE KİN DÜŞÜRMEK, SİZİ, ALLAH'I ANMAKTAN VE NAMAZDAN ALIKOYMAK İSTER. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide Suresi, 90-91)

            Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. AMA GÜNAHLARI YARARLARINDAN DAHA BÜYÜKTÜR"… (Bakara Suresi, 219) 


                                   SAKIN YALAN SÖYLEMEYİN

            Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur. (Ahzab Suresi, 70-71)


                                   SAKIN DEDİKODU YAPMAYIN

            "Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). KİMİNİZ KİMİNİZİN GIYBETİNİ YAPMASIN (ARKASINDAN ÇEKİŞTİRMESİN.) SİZDEN BİRİNİZ, ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEYİ SEVER Mİ? İŞTE, BUNDAN TİKSİNDİNİZ. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 12)

            Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline; Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; ANDOLSUN O, 'HUTAME'YE ATILACAKTIR. "HUTAME"NİN NE OLDUĞUNU SANA BİLDİREN NEDİR? ALLAH'IN TUTUŞTURULMUŞ ATEŞİDİR. (Hümeze Suresi, 1-6)


                                   SAKIN YALAN YERE YEMİN ETMEYİN

            Ahidleştiğiniz zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; ÇÜNKÜ ALLAH’I ÜZERİNİZE KEFİL KILMIŞSINIZDIR. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Nahl Suresi, 91)

            Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (Nahl Suresi, 92)

            Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve ALLAH’IN YOLUNDAN ALIKOYDUĞUNUZ İÇİN KÖTÜLÜĞÜ TADARSINIZ. (AYRICA) BÜYÜK AZAB DA SİZİN İÇİNDİR. (Nahl Suresi, 94)


                              BOŞ KONUŞMALARDAN UZAK DURUN

            İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İŞTE ONLAR İÇİN AŞAĞILATICI BİR AZAB VARDIR. (Lokman Suresi, 6)


                                   SAKIN GAFLET İÇİNDE OLMAYIN

            Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)


                                   SAKIN ALLAH’A ŞİRK KOŞMAYIN

            GERÇEKTEN, ALLAH, KENDİSİNE ŞİRK KOŞULMASINI BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu BÜYÜK BİR GÜNAHLA İFTİRA ETMİŞ OLUR. (Nisa Suresi, 48)

            HİÇ ŞÜPHESİZ, ALLAH, KENDİSİNE ŞİRK KOŞANLARI BAĞIŞLAMAZ. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o UZAK BİR SAPIKLIKLA SAPMIŞTIR. (Nisa suresi, 116)


                                          SAKIN İSRAF ETMEYİN

            ...İsraf ederek saçıp-savurma. ÇÜNKÜ SAÇIP-SAVURANLAR, ŞEYTANIN KARDEŞLERİ OLMUŞLARDIR; şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (İsra Suresi, 26-27)

            "…yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." (Araf Suresi, 31)


                                          SAKIN ÜMİTSİZ OLMAYIN

            “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez” (Yusuf Suresi, 87)

            Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı 'yok sayıp inkar edenler'; işte onlar, Benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azab onlarındır. (Ankebut Suresi, 23)

           
                                SAKIN DÜNYA HAYATINA ALDANMAYIN

            Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi, 5)

            Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (İsra Suresi, 18)


                              SAKIN ZAMANINIZI BOŞA HARCAMAYIN

            Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et. (İnşirah Suresi, 7-8)


                                 YARATILIŞ AMACINIZI SAKIN UNUTMAYIN

            Ben, cinleri ve insanları YALNIZCA BANA İBADET ETSİNLER DİYE yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

                
                    HER AN İMTİHANDA OLDUĞUNUZU SAKIN UNUTMAYIN

            O, AMEL (DAVRANIŞ VE EYLEM) BAKIMINDAN HANGİNİZİN DAHA İYİ (VE GÜZEL) OLACAĞINI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

            Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; ONLARIN HANGİSİNİN DAHA GÜZEL DAVRANIŞTA BULUNDUĞUNU DENEYELİM DİYE. (Kehf Suresi, 7)

            Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. ONU DENİYORUZ. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)

            Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, ŞERLE DE HAYIRLA DA DENEYEREK İMTİHAN EDİYORUZ ve siz, Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

            Andolsun, biz sizi BİRAZ KORKU, AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTMEKLE imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)


                                     SAKIN NAMAZI İHMAL ETMEYİN

            Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 110)

             İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." (İbrahim Suresi, 31)

           Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar. Suçlu-günahkarları; "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?" Onlar: "BİZ NAMAZ KILANLARDAN DEĞİLDİK" dediler. "Yoksula yedirmezdik. (Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik. Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk. Sonunda yakin (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı." Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz. (Müddessir Suresi, 40-48)



                                SAKIN ALLAH’I UNUTMAYIN

            Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin. (Ahzab Suresi, 41)

            Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 19)

            Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret. (İnsan Suresi, 25)


                            SAKIN MAL YIĞIP BİRİKTİRMEYİN

            …Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... ONLARA ACI BİR AZABI MÜJDELE. BUNLARIN ÜZERLERİNİN CEHENNEM ATEŞİNDE KIZDIRILACAĞI GÜN, ONLARIN ALINLARI, BÖĞÜRLERİ VE SIRTLARI BUNLARLA DAĞLANACAK (VE:) "İŞTE BU, KENDİNİZ İÇİN YIĞIP-SAKLADIKLARINIZDIR; YIĞIP-SAKLADIKLARINIZI TADIN" (DENİLECEK). (Tevbe Suresi, 34-35)

            Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; ANDOLSUN O, 'HUTAME'YE ATILACAKTIR. "HUTAME"NİN NE OLDUĞUNU SANA BİLDİREN NEDİR? ALLAH'IN TUTUŞTURULMUŞ ATEŞİDİR. (Hümeze Suresi, 2-6)

            Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir: Başın derisini kavurup-soyar. Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur. (DURMAKSIZIN MAL VE SERVET) TOPLAYIP BİR YERDE (ÜSTÜSTE) YIĞMAKTA OLANI. (Mearic Suresi, 15-18)


                                      SAKIN CİMRİ OLMAYIN

            Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, ONLAR İÇİN ŞERDİR; KIYAMET GÜNÜ, CİMRİLİK ETTİKLERİYLE TASMALANDIRILACAKLARDIR. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. (Al-i İmran Suresi, 180)

               Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse, ve en güzel olanı yalan sayarsa, BİZ DE ONA EN ZORLU OLANI (AZABA UĞRAMASINI) KOLAYLAŞTIRACAĞIZ. Tereddi edeceği (başaşağı düşüşe uğrayacağı) zaman, malı ona hiç yarar sağlamaz. Şüphesiz, Bize ait olan, yol göstermektir. Gerçekten, son da, ilk de (ahiret ve dünya) Bizimdir. Artık sizi, 'alevleri kabardıkça kabaran' bir ateşle uyardım. (Leyl Suresi, 8-14)


                                      FAKİRLİKTEN KORKMAYIN

            ŞEYTAN, SİZİ FAKİRLİKLE KORKUTUYOR ve size çirkin-hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 268)


                     BAŞKALARININ ZENGİN OLMASINA SAKIN İMRENMEYİN

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)

Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü’minler için de (şefkat) kanatlarını ger. (Hicr Suresi, 88)

Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (Taha Suresi, 131)

İnkar edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın. Az bir yarardır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o! (Al-i İmran Suresi, 196-197)

...Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gerçekten Allah, yaptıklarını bilendir. (Fatır Suresi, 8)

Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir. (Nisa Suresi, 32)


            İNKARCILARIN DÜNYADA CEZA GÖRMEMESİNE SAKIN ALDANMAYIN

  O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak GÜNAHLARI DAHA DA ARTSIN, DİYE SÜRE VERMEKTEYİZ. Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)

  (Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, ONLARI YALNIZCA GÖZLERİN DEHŞETLE BELİRECEĞİ BİR GÜNE ERTELEMEKTEDİR. Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur. (İbrahim Suresi, 42-43)

"EĞER ALLAH, KAZANDIKLARI DOLAYISIYLA İNSANLARI (AZAB İLE) YAKALAYIVERECEK OLSAYDI, (YERİN) SIRTI ÜZERİNDE HİÇBİR CANLIYI BIRAKMAZDI, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir." (Fatır Suresi, 45)

  EĞER ALLAH, İNSANLARI ZULÜMLERİ NEDENİYLE SORGUYA ÇEKECEK OLSAYDI, ONUN ÜSTÜNDE (YERYÜZÜNDE) CANLILARDAN HİÇBİR ŞEY BIRAKMAZDI; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)


            CİNAYET İŞLEYENLER CEHENNEMDE EBEDİYEN KALACAKLARDIR

            Kim bir mü’mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, İÇİNDE EBEDİ KALMAK ÜZERE CEHENNEMDİR. ALLAH ONA GAZAPLANMIŞ, ONU LANETLEMİŞ VE ONA BÜYÜK BİR AZAB HAZIRLAMIŞTIR. (Nisa Suresi, 93)

            Ve onlar, Allah ile beraber başka bir İlah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. KİM BUNLARI YAPARSA 'AĞIR BİR CEZA İLE' KARŞILAŞIR. KIYAMET GÜNÜ, AZAP ONA KAT KAT ARTIRILIR VE İÇİNDE AŞAĞILANMIŞ OLARAK TEMELLİ KALIR. (Furkan Suresi, 68-69)

            “…Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, SANKİ BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİ OLUR… (Maide Suresi, 32)


                        YETİM MALI YİYENLER CEHENNEM AZABI GÖRECEKLERDİR

...Yetimlere mallarını verin ve murdar olanı temiz olanla değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. ÇÜNKÜ BU, BÜYÜK BİR SUÇTUR. (Nisa Suresi, 2)

Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, KARINLARINA ANCAK ATEŞ DOLDURMUŞ OLURLAR. ONLAR, ÇILGIN BİR ATEŞE GİRECEKLERDİR. (Nisa Suresi, 10)


            NAMUSLU KADINLARA ZİNA SUÇU ATANLAR EBEDİYEN CEHENNEMDE KALACAKLARDIR

Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, DÜNYADA VE AHİRETTE LANETLENMİŞLERDİR. VE ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR AZAP VARDIR. O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır. O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir. (Nur Suresi, 23-25)


                                    ALLAH’TAN BAŞKA HİÇ KİMSEDEN KORKMAYIN

...Öyleyse insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın... (Maide Suresi, 44)

...Onlardan korkmayın, Ben’den korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz. (Bakara Suresi, 150)

  İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü’minlerseniz, Ben’den korkun. (Al-i İmran Suresi, 175)


            KENDİNİZİ VE YAKINLARINIZI CEHENNEM ATEŞİNDEN KORUMAYA GAYRET EDİN

            Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. (Tahrim Suresi, 6)


            BÜYÜKLENMEKTEN VE BÖBÜRLENEREK YÜRÜMEKTEN UZAK DURUN

            Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. (İsra Suresi, 37)
            “İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Lokman Suresi, 18)


                                   SAKIN İNSANLARA HİLE YAPMAYIN

            Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. (İsra Suresi, 35)
            Eksik ölçüp tartanların vay haline, ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar. Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu? Büyük bir günde. (Mutaffifin Suresi, 1-5)


                                            ALLAH İÇİN YAŞAYIN

            De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)


                               GÜNAHLARIN HEPSİNDEN UZAK DURUN

            Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ATEŞİN HALKIDIRLAR, ORADA SÜRESİZ KALACAKLARDIR. (Bakara Suresi, 81)





SIKINTILARA, ZORLUKLARA KARŞI NELER DÜŞÜNMELİ VE NELER YAPMALIYIZ?

                             SAKIN ALLAH'I UNUTMAYIN

Nerede olursanız olun Allah'ın sizinle beraber olduğunu ve bütün düşüncelerinizden haberdar olduğunun farkında olun. İnsan Allah’ı anmaktan uzaklaşır da tamamen dünyaya dalarsa, Allah’ı sık sık unutursa huzursuzluklar, terslikler, sıkıntılar o kişinin peşini bırakmaz. Adeta gölgesi gibi onu takip eder. Neye elini atsa, hangi işe girse bir bereketsizliktir gider. Dolayısıyla böyle gaflet içinde yaşayan insanların biraraya geldikleri evlerde de Rabbimiz’den uzak davranmanın bir soğukluğu ve mutsuzluğu olur. İnsan Allah'ı anmaktan uzaklaştıkça, kendi başına, yapayalnız ve yardımcısız kalır. Doğru düşünebilme, doğru karar verebilme yeteneğini kaybeder. Yaptığı işler başarısız olmaya, ters gitmeye başlar. Çünkü Allah'ın yardımı, desteği olmadan hiç kimse hiçbir sorunun üstesinden gelemez. Hiçbir sorunu Allah'tan bağımsız olarak kendi gücü ve iradesi ile çözemez. Kuran'da övülen, takva sahibi bir mümin haline gelemez. Çünkü o daha başta Allah'ı unutarak en büyük hatayı yapmış ve gafillerden olmuş olur. Allah Kuran'da şöyle emreder:

Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin. (Ahzab Suresi, 41)

Gerçek mutluluk, huzur, iç neşesi ve rahatlık sadece Allah'ın zikriyle mümkündür. Allah bu gerçeği ayetinde şöyle bildirir:

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; KALPLER YALNIZCA ALLAH'IN ZİKRİYLE MUTMAİN OLUR. (Rad Suresi, 28)


SIKINTILI OLDUĞUNUZ ZAMANLARDA ALLAH'A SAMİMİ OLARAK DUA EDİN

Allah'ın azametini hisseden, O'nun azabından korkan ve rızasını kazanmayı isteyen insan, kalbinden gelen samimi ve dürüst ifadelerle O'na yönelir. Aynı şekilde kendisini Allah'a teslim etmiş, dost ve yardımcı olarak O'nu benimsemiş olan insan, her türlü sıkıntısını ve derdini O'na açar. "...Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum..." (Yusuf Suresi, 86) diyen Hz. Yakub gibi, ruhundaki tüm sıkıntılarını ve taleplerini O'na söyler, her türlü yardım ve hayrı O'ndan ister. Duanın önemini kavramak için, aşağıdaki ayet önemlidir:

De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?... (Furkan Suresi, 77)

Sadece zorluk anında değil, Allah’a her zaman dua edilmesi gerekir. İnsan çaresiz kaldığı durumlarda Allah'ın varlığını ve kendisine sadece O'nun yardım edeceğini hiç şüphesiz bilir. Ancak insanın rahat zamanlarında da Allah'ın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua etmesi gerekmektedir. Aslında insan sadece dua sırasında değil, günlük yaşantısının her anında bu bilinçte olmalıdır.
 Mümin dua etmek için kendisine bir sıkıntı dokunmasını beklemez. Müminler, her zaman ve her durumda Allah'a yönelirler. Sıkıntı ya da rahatlık karşısında tavırları değişmez. Sürekli olarak Allah'a karşı olan acizliklerini bilir ve dua halini korurlar. Müminlerin yapması gereken her ortamda dua halini sürdürmek, Allah'tan başka dost ve yardımcı olmadığını kavrayarak Allah'a güvenmektir. Dua sadece hastalıktan ya da dünyevi sıkıntılardan, zorluklardan kurtulmak için olmamalıdır. Samimi iman eden bir kişi, her zaman Allah'a dua etmeli ve Allah'tan gelecek her karşılığa razı olmalıdır.

 Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

 "Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refahta iken çok dua etsin!" (Tirmizi)


DÜNYA HAYATININ RÜYADAN FARKI OLMADIĞINI UNUTMAYIN 

Dünya hayatı bir nevi rüya gibidir. Rüyadaki yaşananlar ile dünyadaki yaşananlar insanın beyninde oluşur. Birisi uyurken diğeri uyanıkken yaşanır. Dünyadaki yaşananlara üzülmekle rüyadaki yaşananlara üzülmek arasında fark yoktur. Bir insanın rüyada üzülmesi ne kadar mantıksız ise, dünyadaki üzülmesi de o kadar mantıksızdır. Rüyalarımıza "hayal" dememizin tek nedeni, sabah uyandığımızda bedenimizi yatağımızda bulmamız ve "Demek ki ben yatıyordum ve bunları rüyamda, hayalimde, zihnimde gördüm" sonucuna varmamızdır. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır. Uyanıp, kendinizi yatağınızda uyuyorken bulmadığınız sürece, hiçbir zaman rüyada olduğunuzu anlamazsınız ve koskoca bir ömrü gerçek hayatınızı yaşadığınızı zannederek, ama gerçekte bir hayali izleyerek geçirirsiniz.
Öyle ise, gerçek hayat dediğimiz hayatımızın da bir rüya olmadığını nasıl ispatlayabiliriz? Bunu ispatlayamayız. Çünkü, sadece henüz uyandırılmamış olduğumuz için, içinde bulunduğumuz anı gerçek zannediyor olabiliriz. Her gece gördüğümüz rüyalardan daha uzun süren bu rüyadan bir gün uyandırıldığımızda, bu gerçekle karşılaşacak olabiliriz. Ve bunun aksini söyleyerek ispatlayabileceğimiz hiçbir delilimiz yoktur. Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir. Hazreti Muhammed Aleyhisselam "insanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar" buyurmuştur. Demek ki, dünya hayatında gördüğü şeyler uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir. Yani hayaldir. Bir ayette ise Allah insanların kıyamet gününde tekrar diriltildiklerinde şöyle diyeceklerini bildirmektedir:

Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (Yasin Suresi, 52)

Ayette de görüldüğü gibi, insanlar kıyamet günü aynı bir rüyadan uyanır gibi uyanmaktadırlar. Bir insan, ağır bir uykuya daldığı ve rüya gördüğü sırada aniden uyandırıldığında kendisini uyandıranın kim olduğunu nasıl sorgularsa, bu insanlar da aynı şekilde kendilerini kimin uyandırdığını sormaktadırlar. Bu ayette de dikkat çekildiği gibi dünya hayatı gördüğümüz bir rüya gibidir ve her insan bu rüyadan uyandırılacaktır. İnsan uyandıktan sonra yaşadığını zannettiği olayların nasıl rüya olduğunu anlıyorsa, öldükten sonra da dünya hayatının rüya gibi olduğunu anlayacak ve gerçek hayatı olan ahiret hayatına dair görüntüleri görmeye başlayacaktır.



        ALLAH'IN TAKDİRİNE HER ZAMAN GÖNÜLDEN RAZI OLUN

Allah'a ve ahirete inanan kimsenin başına gelen herşeye razı olması gerekir. Çünkü insanın başına gelen herşey Allah'ın izniyle gelmektedir. Allah'ı çok seven kimse Allah'tan gelen herşeye razı olur. Herşeye razı olacağınıza şimdiden karar verin ve o kararlılık içinde olmaya devam edin. Eğer öyle yaparsanız "ya isteklerim olmazsa, ya başıma birşey gelirse" gibi tedirginliklerden kurtulmuş olursunuz. Herşeye razı olacağınıza şimdiden karar verin. Herşeye razı olacağınıza karar verip bu kararı sürdürürseniz müthiş bir huzur içinde yaşarsınız. Çünkü herşeyi başında kabullendiğiniz için "isteklerim olmazsa, başıma şöyle birşey gelirse" gibi düşüncelerin size vereceği tedirginlik ve sıkıntı ortadan kalkmış olacaktır. Çünkü herşeyi başında kabullendiğiniz için kendinizi çok huzurlu hissedersiniz. Hz. Muhammed (s.a.v.) şunları buyurmuştur:
"Kuvvetli mü'min, Allah Katında zayıf mü'minden daha hayırlı, (daha üstün) ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah'tan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına birşey gelirse, ''Eğer (keşke) şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!'' diye hayıflanıp durma. ''Allah'ın takdiri bu. O, ne dilerse yapar.'' de. Çünkü "eğer (keşke)" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar." (Müslim)
"Birşey istediğin zaman yalnız Allah'tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah'ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü elbirliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah'ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar." (Tirmizi)
Üç şeye sahip olana, ne mutlu: Allah'ın takdirine razı olana, belalara sabredene, rahatlıkta Allah'a dua edene. (T.G/249)


          YAŞANAN HERŞEYİN GEÇİCİ OLDUĞUNU UNUTMAYIN

Şimdiye kadar yaşadığınız en mutlu anlarınız da, gelmesini sabırsızlıkla beklediğiniz anlar da, çok sıkıntılı olduğunuz anlar da hepsi geçti, tarihe karıştı. İşte bundan sonra da böyle olacak ve siz bu sırada, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre içinde hep deneneceksiniz. Bu imtihan ta ki ölüm gelip sizi buluncaya kadar devam edecek... 
Dünya hayatının geçici ve son derece kısa olduğunu fark edemeyen gaflet içindeki bazı insanlar, büyük bir tutku ve hırsla dünyaya bağlanmıştır ve sadece dünya için yaşamaktadır. Siz bu insanlardan olmayın. Şu ana kadar yaşananlar nasıl yaşanıp bittiyse, bundan sonraki yaşanacak olanlarda yaşanıp bitecektir. Herşey geçici olmaya mahkumdur.


   YAŞANAN HERŞEYDE HAYIR VE HİKMET OLDUĞUNU UNUTMAYIN

Allah, bazen sizi bir şerden korumak ya da size umduğunuzdan daha güzel bir şeyi nasip etmek için karşınıza engeller çıkarır. BAZEN ALLAH BİR OLAYDA GİZLENEN BU HAYIRLARI, İLERLEYEN ZAMAN İÇERİSİNDE KİŞİYE GÖSTERİR. O ZAMAN İNSAN, “DEMEK Kİ YAŞADIĞIM OLAYIN HAYRI BUYMUŞ” DER VE KALBEN DE RAHATLAR. AMA BAZEN DE ALLAH BİR DENEME OLARAK, BİR OLAYDA GİZLEDİĞİ HAYIRLARI KİŞİYE GÖSTERMEZ. ZAHİREN ‘AKSİLİK’ SANILAN BİR OLAYIN ARDINDAKİ HAYIR DOLU SIRLARI, BELKİ DE HAYATINIZIN SONUNA KADAR HİÇ BİR ZAMAN ÖĞRENEMEZSİNİZ. İşte Allah’ın istediği, yaşamamız gereken ahlak böyle bir durum karşısında da, “ALLAH’IM SEN MUTLAKA BUNLARI BENİM DÜNYA VE AHİRET HAYATIM İÇİN ÇOK BÜYÜK HAYIRLARLA YARATMIŞSINDIR” diyerek  büyük bir gönül ferahlığıyla Allah'a teslim olabilmektir. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, EĞER BİR ZORLUĞUN ARDINDAN BİR GÜZELLİK GELECEĞİ ÇOK BELLİ OLACAK OLSA, O ZAMAN BU OLAY O İNSAN İÇİN ZATEN BİR DENEME OLMAZ. DENEME OLABİLMESİ İÇİN, ZITLIK OLMASI GEREKİR. Siyah beklerken beyaz; beyaz beklerken siyahla karşılaşmalı ki, insan kalbindeki gerçek inancı, gerçek ahlakı Allah’a karşı olan gerçek sevgisini, güven ve teslimiyetini ispat eden bir tavır gösterebilsin. Gerçek Müslüman hayırlarını bilse de bilmese de, mutlaka Allah’ın “EN GÜZELİNİ YARATTIĞINA” inanıp sevinçle Allah’tan razı olur. Çünkü bu, imanın bir şartıdır. O halde sevmediğiniz birşey yaşandığında "neden böyle oldu" diye düşünüp sıkıntı yaşayacağınıza "demek ki bir hayır hikmet vardı ki böyle oldu" diye düşünün. Eğer insanların yaşadıkları olayların bütün hikmetlerini Allah insanlara bildirseydi insanlar yaşananlara üzülmezdi. Farkında olmasanız da yaşadığınız herşeyde mutlaka hikmet vardır. Allah ayetlerde şöyle buyurmuştur:

“... belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.” (Nisa Suresi, 19)

"… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216)


                                   HERŞEYE SABREDİN

İnsan zenginken fakir düşebilir, başarılı olduğu bir konuda ummadığı bir başarısızlıkla karşılaşabilir, sevdiği bir insanı yitirebilir, hastalanabilir, sakat kalabilir… Ama bunların hepsi bu kişi için bir denemedir ve Allah böyle denemelere sabreden kullarını sonsuz bir güzellikle müjdelemiştir. İşte burada insana düşen vicdanının sesini dinlemek ve Allah’ın kendisini denemeden geçirdiğini hiçbir şekilde unutmamaktır. Yaşadığınız herşeyin imtihan olduğunu yani olayları Allah'ın sizi denemek, sabrınızı ölçmek, ruhunuzu olgunlaştırıp derinleştirmek için yarattığını unutmayın. Dünya hayatı ruhen ve ahlaken olgunlaşma yeridir. İnanan bir insan ancak Allah rızası için yaşar ve Allah’ın  kendisine dünyada verdiği her türlü zorluk ve sıkıntı karşısında sabreder. Ve bu sabrın karşılığını hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla alacağını unutmaz. En ufak bir olayda dahi sabırsızlanarak kendisine suni olarak sıkıntılar yaşatan bir insan, sabrın güzelliğini ve Allah katındaki değerini öğrenerek yaşadığında, en zorlu ve çetin gibi görünen olaylarda dahi sabretmenin, tevekkülün ve teslimiyetin büyük sevincini ve huzurunu yaşar. Bu zorluklara sabır gösterdiğinde kazanacağı ecri düşünerek sevinci kat kat artar. Binlerce zorluk ardarda da gelse, tüm hayatı durmaksızın bu zorluklar içerisinde de geçse o, yine de bunu bir güzellik olarak değerlendirir. Çünkü bu dünyadaki bir kaç on yıllık zorluğa Allah için güzel bir sabır gösterdiği takdirde, sonsuza kadar tek bir an için bile hiçbir sıkıntı yaşamayacağını bilmektedir. Çünkü Allah'ın dilemesiyle bu şevk dolu tavrı ona nimetlerin en güzelini, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazandıracaktır. Kuran'da, sabrın müminler için "müjdeli" bir ibadet olduğu ve müminlerin karşılarına çıkan zorluklara karşı sabrederken sahip oldukları ruh hali ise şöyle anlatılır:

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz.” (Bakara Suresi, 155-156)

İnsan zorluklarla olgunlaşır, zorluklarla kendisini, karakterini geliştirir. Her zorluk insanı biraz daha güçlendirir, sağlamlaştırır. Allah rızası için aşılan her güç durumdan kişi biraz daha akıllı, biraz daha sabırlı, biraz daha imanlı çıkar.
  Hiç zorluk yaşamayan bir insanın ruh derinliğiyle, çile ve zorlukla yetişen bir insanın ruh derinliği bir olmaz. Düşünce derinliği, olaylara bakış açısı, nimetlerden zevk alma gücü çile çekmiş kişilerde daha fazladır. Çünkü çile ve zorlukla karşılaşan insanın ruhu daha fazla eğitimle karşılaşmıştır, acılar daha çok akıl kullanma zorunluluğu oluşturmuştur. Bu da doğal bir olgunluk, konulara karşı itidal geliştirmiştir.
  İnanan bir insan için zorluklar, imtihanlar, güzel bir sabır ile sabredilecek, Allah’a olan karşılıksız sevgi ve bağlılığın gösterilebileceği çok kıymetli anlardır. Kolay yaşamlar çoğu zaman mücadele gücü gelişmemiş, metanetsiz, sabırsız, cesaretsiz, değer bilmez kişiler yetiştirir.
  Tüm hayatını Allah için yaşayan, Allah'ın rızasından vazgeçmediği için hayatının büyük bir bölümünde zulüm gören, zorluk yaşayan, hep öldürülme tehlikesi altında kalan, insanlardan incitici ve alaycı sözler işiten, iftiralara uğrayan, hatta hapis yatan bir mümin ölüm meleğini gördüğünde tüm hayatı boyunca yaşadığı zorluklar için büyük bir sevince kapılacaktır. Allah’ın yarattığı, zorluk gibi görünen olayların gerçekte sadece sabır gösterilmesi gereken bir sınama olduğunun bilinmesi ve kabusa, sıkıntıya çevirilen hayatın aslında çok zevkli geçecek bir hayata çevrilmesi gerekir.
  Dünyanın tek özelliği Allah’a karşı sabrımızı, tevekkülümüzü, Allah rızası için gayretimizi göstereceğimiz bir mekan olmasıdır. Allah Kuran’da dünyanın geçici bir yer olduğunu, ahirette ise sonsuz bir hayata kavuşacağımızı bildirmiştir. İnsan sadece bu konuyu düşünse, karşılaştığı zorlukları, bir tebessümle geçer, Rabbim beni şu an imtihan ediyor, en güzel karşılığı vereyim diye düşünür. Allah Kuran'da, müminlerin özelliklerinden birinin de kendilerine isabet eden sıkıntılara sabretmeleri olduğunu bildirmektedir:

Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Hac Suresi, 35)

            Hazret-i Ömer buyurdu ki:           
            Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim:
            Birincisi, belayı Allahu Teala göndermiştir. Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur.
            İkincisi, Allahu Teala’ya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.
            Üçüncüsü, Allahu Teala, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Belaya karşılık, ahirette nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz olduğu için, gelen belalara sevinirim. (H.S.Vesikaları)

            Hz. Muhammed (S.A.V.) şunları buyurmuştur:

            Mümin bir kişiye bir diken batsa veya başına daha büyük bir musibet gelse Allah o yüzden o kulun bir hatasını siler ve derecesini de yükseltir. (Müslim, Buhari)
            Rahatı yerinde olanlar kıyamet gününde musibetzedelere verilecek ecri gördüklerinde vücutlarının makaslarla parça parça edilmesini arzulayacaklardır. (Tirmizi)
            Allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar. (Buhari)
            Mükafatın büyüklüğü, belanın şiddetine göredir. Allah, sevdiği topluluğu belaya uğratır. Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur. Kim de rıza göstermezse, Allah’ın gazabına uğrar. (Tirmizi, İbn-i Mace)
            Her çile cennet yolunun bir taşıdır. İmtihandan kaçan ahireti kaybeder.
            Hak Teala buyurdu ki: Ey Davud! Ben bir kulu sevdiğim zaman, onu belalara çarptırırım ki, Beni çağırsın. Zira, onu sevdiğim gibi sesini de seviyorum. (Marifetname – S. 429)


                 HER AN ÖLEBİLECEĞİNİZİ SAKIN UNUTMAYIN

Ölümü düşünmemek insanı gaflete düşürür. Ölümü düşünmeyen insan dünyada çok kalacağını zannedip ahireti uzak gördüğü için dünya hırsına girer ve günah işlemeye daha yatkın halde olur. Dünya hırsı ve günah işlemek insan için tehlikeli bir durumdur. İnsanın hiç geri dönmemek üzere her an ayrılabileceği bu dünyayı devamlı düşünüp sıkıntı yaşaması büyük akılsızlıktır. Sizin için en önemli olan konu Allah'ın istediği hayatı yaşamanızdır. Unutmayın ki bir an sonra gidebileceğiniz ahiret hayatına gittiğinizde dünyadaki yaşananların ve kafanıza takılıp üzüldüğünüz konuların sizin için hiçbir anlamı olmayacak ve Allah'ın istediği bir hayatı yaşayıp yaşamadığınıza göre hakkınızda hüküm verilecektir. Bir an sonra böyle bir ihtimalle karşılaşma durumunuz varsa vesveselerle, üzüntülerle, korkularla, boş konuşmalarla, boş işlerle zaman kaybetmeyin ve her zaman Allah'ı razı etmeye çalışın. Yapılacak en akılcı tavır budur.


    ALLAH'IN VADETTİĞİ SONSUZ CENNET HAYATINI DÜŞÜNÜP SEVİNÇLİ OLUN

Dünya hayatı insanın her zaman tam tatmin olabileceği bir yer değildir. İnsan sadece cennete gittiğinde tatmin olabilecektir. Konu ne olursa olsun istediğiniz şeylerin olmaması sizi üzmemelidir. Dünyada her istediğiniz gerçekleşmeyebilir ama cennette her istediğiniz anında olacaktır. Dünya geçicidir ve dünyadaki nimetler belli sayıdadır. Ama cennetin hem zamanı hem de nimetleri sonsuzdur. Cennette hiçbir sıkıntı ve zorluk olmayacak ve sonsuza kadar her an çok güzel geçecektir. Böyle bir yere gitme ihtimalini düşünüp sevinçli ve neşeli olun.

Şunu belirtmek gerekir ki buradaki anlatılanlar huzurlu yaşama niyetiyle yapılmaz. Buradaki öneriler zaten yapılması gereken şeylerdir. İnsan olması gerektiği gibi olduğunda zaten huzurlu olacaktır.




   İSLAM BİRLİĞİ İÇİN HERGÜN DUA EDİN GAYRET EDİN



Bediüzzaman Said Nursi, Necmettin Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu ve Atatürk dünyadaki teröre karşı çözümün İslam Birliği olduğunu söylemiştir. Atatürk İslam Birliği'nin kurulmasını Türk milletine vasiyet etmiştir. Bediüzzaman Said Nursi İslam Birliği'nin en büyük farz olduğunu bildirmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu Büyük Birlik Partisi'nin kurulmasının temel amacının İslam Birliği olduğunu söylemiştir. Müslümanlar yıllardır acımasızca şehit ediliyor, yurtlarından sürülüyor, çocuklar anasız babasız, ana babalar çocuksuz kalıyor… Bütün bunlar olurken bu zulmün son bulması için alınması gereken tek çözüm bir an önce ve hemen Müslümanların tek bir çatı altında birleşmesi, birlik ve kardeş olmasıdır. Müslüman aleminin en acil ihtiyacı şu an budur. Tüm bu sıkıntıları ortadan kaldıracak çözüm olan İslam Birliği’ne çok acil olarak ihtiyaç vardır. Unutulmamalıdır ki, yeryüzündeki karışıklıkların, fitnelerin, belaların en büyük sebebini Müslümanların birlik olmaması oluşturmaktadır. Müslümanların birlik olmama durumunda dünyanın fitne ile dolacağını Allah bir ayetinde şöyle haber vermektedir:
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. EĞER SİZ BUNU YAPMAZSANIZ (BİRBİRİNİZE YARDIM ETMEZ VE DOST OLMAZSANIZ) YERYÜZÜNDE BİR FİTNE VE BÜYÜK BİR BOZGUNCULUK (FESAT) OLUR. (Enfal Suresi, 73)
Allah başka bir ayetinde birlik olmayı şöyle emreder:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. DAĞILIP AYRILMAYIN… (Al-i İmran Suresi, 103)
Allah müminlerin birbirlerini dost ve veli edinmeleri durumunda inkarcılara karşı sürdürdükleri mücadelede mutlaka galip geleceklerini şöyle bildirmektedir:
Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)
Bu ayetten ve Kuran’ın daha pek çok ayetinden anlaşılmaktadır ki, müminler birbirlerini sevip dost edinirlerse, birbirlerine destek olurlarsa inkarcıların inananlara uyguladıkları kötülüklere kesin olarak son verecek ve Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yeryüzünde yerleşik kılacaklardır.


İSLAM BİRLİĞİ NASIL BİR BİRLİKTİR?

İslam Birliği, ülkelerin ayrı olup bağımsızlıklarını muhafaza etmesiyle birlikte bütün İslam aleminin manevi birlik olmasıdır. İslam Birliği, bir sevgi birliğidir, muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Türkiye bu birlikte bir ağabey, bir öncü, bir hadim rolü üstlenecektir. İslam'a göre hiçbir ırk bir diğerinden üstün olamayacağından, bu birlikte "ırk üstünlüğü" diye bir kavram olmayacaktır. Türkiye'de yaşayan ve "Türk" olan her vatandaşımız –Kürt, Çerkez, Zaza, Laz, Boşnak, Gürcü, Arap vs.– bu birliğin içinde olacağı gibi, dünyadaki tüm Müslüman ülke ve topluluklar da bu birliğin içinde olacaktır.
İslam Birliği kurulduğunda sınırlar yalnızca sembolik olarak varlığını sürdürecektir. İslam Birliği çatısı altında birleşmiş ülkeler arasında seyahat vize veya pasaportla değil, yalnızca kimlikle gerçekleşecektir. Devletler ve politik idareler olduğu gibi kalacak, fakat sınırlar sevgiye ve dostluğa açılan kapılar olacaktır.
Gerçek dostluk ve ittifak ancak samimi iman ile kurulur. Temeli dünya üzerindeki en sağlam kaynağa, Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu birliğin bozulması, dağılıp yıkılması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmayacaktır.


İSLAM BİRLİĞİ DÜNYAYA NELER KAZANDIRACAKTIR?

İslam Birliği dünyaya barış getirecek, dünyadaki teröre kesin olarak son verecek ve dünyaya muazzam bolluk ve bereket getirecektir. İslam Birliği kurulduğunda hiç kimse acı çekmeyecek, öldürülmeyecek, fakir olmayacak, korku yaşamayacaktır. Hukukta adalette sorun kalmayacak, fail-i meçhul olaylar olmayacaktır. Üretimsizlik ve cahillik olmayacaktır.


BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ TEK ÇÖZÜMÜN İSLAM 

BİRLİĞİ OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİR

Azametli, bahtsız bir kıtanın (Asya kıtasının); şanlı, talihsiz bir devletin (Türk devletinin); değerli, sahipsiz bir kavmin (Türk kavminin) reçetesi, İTTİHAD-I İSLÂMDIR (İSLAM BİRLİĞİDİR). (Mektubat, s. 452 - Hakikat Çekirdekleri)
…(Komünizmin yenilmesinin) ÇARE-İ YEGANESİ, İTTİHAD-I İSLAM CEREYANINI KENDİNE NOKTA-İ İSTİNAD (dayanak noktası) YAPMAKTIR. ÇÜNKÜ KOMÜNİSTLİK, MASONLUK, ZINDIKLIK, DİNSİZLİK, DOĞRUDAN DOĞRUYA ANARŞİSTLİĞİ İNTAÇ EDİYOR (doğuruyor). VE BU DEHŞETLİ TAHRİP EDİCİLERE KARŞI ANCAK VE ANCAK HAKİKAT-I KUR’ANİYE ETRAFINDA İTTİHAD-I İSLAM DAYANABİLİR. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilayı ecanipten (vatanımızın yabancılar tarafından işgal edilmesinden) ve bu milleti anarşilikten (komünizmden) kurtaracak yalnız odur. (Emirdağ Lahikası, s. 271)
Bediüzzaman hazretleri İslam Birliği'nin İslam'ı dünyaya hakim edeceğini şöyle söylemiştir:
...İnşaallahü Teala, Birleşik İslam devletleri de meydana gelecek ve İslamiyet dünyaya hakim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahiden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz. (Sözler, s. 722)


NECMETTİN ERBAKAN TEK ÇÖZÜMÜN İSLAM BİRLİĞİ

OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİR

Erbakan İslam Birliği’nin kurulması için şunları söylemişti:
“İlmi tespitler ve tarihi gerçekler, insanlığın kurtuluşu için tek çarenin İslam dini olduğunu gösteriyor. Tek millet olan ırkçı emperyalizme karşı, İSLAM ÜMMETİ BİRLİK OLMALIDIR.”
“Lafla olmaz, İslam Birliği’ni, İslam BM’sini, İslam Nato’sunu kuracağız, yeni bir dünya kuracağız.”
“Fakir-fukarayı düşünmek bir Müslüman olarak vazifemizdir... Bunu temin etmek için de, Adil Düzen gerekir. O itibarla, bir yandan tek bir ümmet olduğumuzu dikkate alarak, İSLAM BİRLİĞİ’Nİ BİR AN EVVEL KURMAMIZ GEREKTİĞİNİ idrak etmemiz lazım.”
“MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN BATILI TOPLUMLAR KARŞISINDA ÖZGÜR, EŞİT VE BAĞIMSIZ OLABİLMELERİ, YERALTI VE YERÜSTÜ SERVETLERİNİ SÖMÜRÜDEN KORUYUP REFAH VE KALKINMALARINI GERÇEKLEŞTİRMELERİ ANCAK İSLAM BİRLİĞİ İLE MÜMKÜNDÜR.”
24 Nisan 2009 tarihinde Milli gazetede yer alan bir haber şöyledir:
Erbakan, Ahmedinejad görüşmesinde dünyada yaşanan son gelişmeleri de anlattı. Milli görüş kaynaklarına göre, Müslümanların tüm bu planlara karşı hareketsiz kalmasını da eleştiren Erbakan, “Peki bütün bunlar karşısında biz Müslümanlar ne yapıyoruz? İslam Konferansı’nı topluyoruz “nihai bildiri” yayınlıyoruz. Amerika bir an önce Irak’tan çıksın diyoruz. Onlar da bu nihai bildiriler karşısında televizyonlarının başında kahvelerini içerken bize gülüyor. NİHAİ BİLDİRİLERLE BU İŞLER OLMAZ. GERÇEK İSLAM BİRLİĞİNİ KURMAK İNSANLIĞIN TEK KURTULUŞ REÇETESİDİR” dedi.
Erbakan’ın bu sözlerine karşılık Ahmedinejad da, D-8’lerin güçlendirilmesi için çalışacağı sözü verdi. Ahmedinejad Erbakan’a, “Bu yolda birlikteyiz” dedi.
Necmettin Erbakan’ın 1993 yılında Yıldız sarayında yaptığı konuşması onun İslam Birliği’nin kurulması için ne kadar çaba sarf ettiğinin örneklerinden biridir:
“Gayemiz İslam Birliği’ni kurmaktır, niçin? Karşımızdaki şer güçler, yeryüzünü fesada uğratmak için hep beraber hareket ediyorlar. Onların eline geçirdikleri bu maddi gücü durdurmak insanlığı bu felaketten kurtarmak, Müslüman ülkelerin her birinin tek başına başarabileceği bir iş olmaktan çıkmıştır. Bütün insanlığı bu felaketten kurtarmak için kuvveti değil, hakkı üstün tutan yeni bir gücün orta yere çıkması mecburiyeti vardır. Bu güç ancak İslam Birliği ile ulaşılabilecek bir güçtür. Bundan dolayıdır ki biz altı milyar insanın saadetini istediğimiz için bu saadet de ancak İslam Birliği ile gerçekleşeceği için bu İslam Birliği nasıl kurulacak, konusunu çalışmalarımızın ana hedefi olarak almış bulunmaktayız. İşte biz bütün insanlığın saadeti için İslam Birliği’ni istiyoruz. İslam Birliği’nin kurulması da bugünkü Müslüman ülke yönetimleriyle olamayacağına göre Müslüman ülkelerde, Müslüman şuurlu toplulukların hakim olmasını istiyoruz. Onun içinde bu Müslüman topluluklarını güçlendirmek istiyoruz. Nihai gayemiz bütün insanlığa hizmettir.”


MUHSİN YAZICIOĞLU BÜYÜK BİRLİK PARTİSİNİN 
KURULMASININ TEMEL AMACININ İSLAM BİRLİĞİ 
OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİR

Muhsin Yazıcıoğlu kurduğu ve başkanı olduğu Büyük Birlik Partisi’nin temel amacının İslam Birliği’ni kurmak olduğunu şu sözleriyle açıkça belirtmişti:
Can kardeşlerim, annelerim, bacılarım. Büyük Birlik Partisi Türkmeniyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisi ve Sünnisiyle milletimizi tasada, kıvançta bir yapacak, birlik yapacak, büyük birlik yapacak bir davanın adıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun hedefi Türkiye’nin önderliğinde İslam Birliği’nin kurulmasıydı. Muhsin Yazıcıoğlu İslam Birliği’nin kurulmasına olan özlemini yaptığı konuşmalarında açıkça dile getirmiş ve şunları söylemiştir:
Ne Avrupa medeniyeti ne başka bir medeniyet bizi mutlu etmez. Bizi mutlu edecek şey Türk-İslam medeniyetidir. Yeniden Türk-İslam değerleri etrafında kenetlenerek, kendi kültürümüzün ve değerlerimizin istikametinde bir medeniyet inşasını başarabilirsek o zaman dünyanın güç merkezi olacağız. Bunun için de önce Anadolu diyoruz, önce Türkiye diyoruz.
Muhsin Yazıcıoğlu İslam Birliği’nin kurulmasını çok istiyordu. Muhsin Yazıcıoğlu halka yapmış olduğu konuşmada şunları söylemiştir:
Efendimiz buyurmuyor mu: Ayrılıkta azap, birlikte hayır var. İşte bizde birlik olalım dedik. Kimin birliği. Benim partimdekilerin birliği değil. Olsa ne yazar. Ülkücülerin birliği değil. Olsa yetmez. Ben Doğulusu, Batılısı, Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi bu mübarek toprakta ezan sesiyle ve al bayrağın altında bir olsun istiyorum. Beraber mutlu olalım diyorum. Birlikte mutlu olalım diyorum. Türk dünyasıyla birleşsek diyorum. İslam coğrafyasıyla beraber olsak diyorum. Benim hayalim Türk-İslam Medeniyeti, Türk-İslam Birliği olsun dedim.
Sayın Yazıcıoğlu 9 Eylül 2006 tarihli konuşmasında davası olan İslam Birliği için şöyle söylemiştir:
Her saniyem, her dakikam, her anım, her şeyiyle o yüce davaya helal olsun diyorum.


ATATÜRK İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASINI VASİYET 
ETMİŞTİR

Mustafa Kemal Atatürk Müslüman devletlere ve İslam Birliği’nin kurulmasına çok önem vermiş ve bu birliğin kurulması için önemli girişimlerde bulunmuştur. İslam Birliği Atatürk’ün ısrarla üzerinde durduğu bir konuydu. Bunu her fırsatta dile getiriyordu. İslam Birliği Atatürk’ün büyük bir ülküsüydü. Bütün İslam ve Türklük aleminin birleşmesi Atatürk’ün vasiyetidir. Atatürk İslam Birliği’nin kurulmasını şu sözleriyle Türk milletine vasiyet etmiştir:
TÜRK BİRLİĞİ’NİN BİR GÜN HAKİKAT OLACAĞINA İNANCIM VARDIR. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. TÜRK BİRLİĞİ’NE İNANIYORUM. ONU GÖRÜYORUM. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. TÜRKLÜĞÜN VARLIĞI BU KÖHNE ALEME YENİ UFUKLAR AÇACAK. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. (Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s.138-143)
Mustafa Kemal Atatürk İslam Birliği’nin gerçekleşmesinden duyacağı mutluluğu şu sözleriyle aktarmış, bu birlikteliğin üyelerinin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlıklarını korumasının önemine dikkat çekmiştir.
BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN MANEN OLDUĞU KADAR MADDETEN DE BİRLİK İÇİNDE VE MÜTTEFİK HALE GELMESİNDEN SADECE SEVİNÇ DUYARIZ. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler. (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum)
İslam Birliği’nin bir gün muhakkak hakikat olacağına inanan Atatürk, bunun için dil, inanç ve tarih vasıtasıyla manevi köprüleri sağlam tutarak hazırlık yapmak gerektiğini 29 Ekim 1933 yılında belirtmiştir:
Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde DİLİ BİR, İNANCI BİR, ÖZÜ BİR KARDEŞLERİMİZ VARDIR. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. HAZIR OLMAK YALNIZ O GÜNÜ SUSUP BEKLEMEK DEĞİLDİR. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.
Atatürk’ün belirttiği gibi İslam ülkelerinin bize yaklaşmasını beklememeli, bizim onlara yaklaşıp birlik olmamız gerekmektedir. Mustafa Kemal 9 Ekim 1919’da Halep ve Şam’da Suriye halkına hitaben yayınladığı beyannamesinde de İslam aleminin kurtuluşu için tek çözümün İslam Birliği’nin kurulması olduğuna işaret etmiştir:
“…MAKSATLARININ ÜLKEYİ VE İSLAM’I YOK OLMAKTAN KURTARMAK OLDUĞUNU; ALLAH’IN YARDIMI İLE İNANANLARIN DÜŞMANA KARŞI SAVAŞMAYA KARAR VERDİKLERİNİ; Konya ve Bursa’dan düşmanın atıldığını ve hakka güvenen mücahitlerin yakında Arap kardeşlerinin ziyaretine geleceklerini, düşmanı defedeceklerini ve artık DİNDE KARDEŞ OLARAK YAŞAMAK GEREKTİĞİNİ ifade etmiştir. (F.O: 371/4233/156717. 16 November 1919., İslam Birliği ve Mustafa Kemal, Prof. Dr. Metin Hülagü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2008, s.69-70)
Suudi Arabistan Kralı’nın oğlu Emir Faysa ve Mustafa Kemal tarafından imzalanan Türk ve Arap hükümetleri arasındaki gizli antlaşmadaki bazı maddelerde Atatürk, İslam alemindeki bölünmeyi yok etmeyi yani İslam Birliği’ni istediğini açıkça belirtmiştir:
Madde 1: Anlaşmaya iştirak eden taraflar, Türk milleti ve asil Arap Milleti, ŞU ANDA İSLAM DÜNYASINDAKİ BÖLÜNMÜŞLÜĞÜ ESEFLE TESPİT EDER, BU BÖLÜNMÜŞLÜĞÜ YOK ETMEYİ KENDİLERİNE KUTSİ BİR VAZİFE ADDEDERLER, birbirine dini, ahlaki ve içtimai açıdan bağlanmış iki milletin işbirliği içinde bulunmasını temin ederler. İki millet karşılıklı olarak yardımda bulunmalı, dini ve toprağı, birleşik kuvvetlerle müdafaa etmelidir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözleri onun Müslüman devletlere ve İslam Birliği’nin kurulmasına çok önem verdiğinin ve bu birliğin kurulması için önemli girişimlerde bulunduğunun açık bir göstergesidir. Unutmamak gerekir ki, Atatürk'ün asıl isteği, bizim, Onun "fikirlerini, duygularını anlamamız ve hissetmemiz"dir. O zaman herkes bir Mustafa Kemal olacak ve Atamızın ülküsü tam anlamı ile gerçekleştirilecektir. Atatürk konuyla ilgili şöyle söylemiştir:
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir (yeterlidir). (Cemal Kutay, Ne Buldu, Ne Bıraktı, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir, Tarihsiz, s. 175)

İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASI İÇİN HZ. MEHDİ'NİN
 ARANIP BULUNMASI GEREKİR


İslam Birliği kendi kendine bağımsız olarak insanların bir yerde gelip toplanmasıyla kurulacak bir birlik değildir. İslam Birliği sevginin insanlar arasında yayılmasıyla kurulacaktır. Bu sevgiyi öğretecek bir kişiye ihtiyaç vardır ve o kişi Hz. Mehdi'dir. Hz. Mehdi Peygamberimizin kıyametin büyük alametlerinden biri olarak bildirdiği ve dünyaya adalet getirecek kişi olarak tanımlanmaktadır. Hz. Mehdi şu an hayattadır. Hz. Mehdi sevginin insanlar arasında yayılması yönünde göstereceği gayretle Allah'ın izniyle İslam Birliği'ni kuracaktır. Bediüzzaman hazretleri Hz. Mehdi'nin görevlerinden birisinin İslam Birliği'ni kurmak olduğunu şöyle bildirmiştir:

O ZAT BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası, s. 260)

Hz. Mehdi çıktığında bütün insanların onun manevi liderliği altında birleşecekleri hadislerde şöyle bildirilmektedir:

Malik bin Zamra der ki: Emirülmüminin Ali aleyhisselam bana şöyle buyurdu:
... Hayrın çoğu o zamandadır ey Malik! O ZAMANDA KÂİM'İMİZ (HZ. MEHDİ (A.S.)) KIYAM EDECEK, ... SONRA ALLAH HERKESİ ONUN ETRAFINDA TOPLAYACAK." (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 242)

İman edenlerin Efendisi (sav) der ki: "... ALLAH SİZİN İÇİN, SİZİ BİRLEŞTİRECEK VE SİZİ DAĞINIKKEN BİRARAYA GETİRECEK BİRİNİ (HZ. MEHDİ (A.S.)’Yİ) ÇIKARANA DEK... Beklerseniz, ödüllendirileceksiniz ve sizin haksızlığa uğratılmanızın intikamını alacak (Darwinizm’e, materyalizme ve ateizme ilmi zeminde gereken cevabı verecek) olanın ve haklarınızın kurtarıcısı olanın, o (Hz. Mehdi (a.s.)) olduğunu kesinlikle anlayacaksınız..." (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, c. 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 182)

O yılda KIRMIZI BAYRAĞIN VE SONRA YEŞİL BAYRAĞIN SAHİBİ OLAN OĞLUM’UN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) gaybeti ilan olunacaktır. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 170)

... İbrahim bin Übeydullah bin Alâ babasının şöyle dediğini nakleder. İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: Emirülmüminin aleyhisselam (Hz. Ali) kendisinden sonra Kaim'in kıyamına kadar gerçekleşecek olan olaylardan bahsetti. ...VE KÖŞE BUCAKTA BENİM OĞLUMA (HZ. MEHDİ'YE) YARDIM EDECEK OLAN DAĞINIK TÜRK BAYRAKLARI ZUHUR EDECEK. (Gaybeti numani, s. 323)

Hz. Mehdi olmadan kim ne yaparsa yapsın İslam Birliği kurulamaz. Hz. Mehdi Kuran ahlakının göz ardı edildiği bir dönemde, insanların yeniden din ahlakına yönelmesine vesile olacak, İslam Birliği'ni kuracak ve bu büyük görevlerinde kendisine destekçi olan pek çok salih insan bulunacaktır. Hz. Mehdi hiçbir mezhebe ve tarikata bağlı olmayacak ve müslümanların lideri olacaktır. O nedenle İslam dünyasının birlik olmasını sağlayacak kişi Hz. Mehdi'dir. İslam dünyasının Hz. Mehdi'yi arayıp bulması gerekmektedir. Yapmamız gereken Hz. Mehdi'nin bulunması ve Hz. Mehdi'nin İslam Birliği'ni kurması için devamlı dua ve gayret etmektir.


İSLAM BİRLİĞİ EN BÜYÜK FARZDIR

Bediüzzaman Said Nursi İslam Birliği’nin en büyük farz olduğunu şöyle bildirmiştir:
BU ZAMANIN EN BÜYÜK FARZ VAZÎFESİ (GÖREVİ), İTTİHAD-I İSLÂMDIR (İSLAM BİRLİĞİDİR). (Hutbe-i Şamiye, Sâdâ-yı Hakikat, s. 94)
Bütün Müslümanların bir araya gelmesi ve huzur içinde yaşamasıyla Allah'a karşı en büyük farz görevi yerine getirilmiş olacaktır. Dünyadaki teröre karşı kesin çözüm İslam Birliği olduğuna göre, bunu yerine getirmekte elbetteki en önemli görevdir. Bitmek bilmeyen bir kararlılıkla, azimle, dirayetle, sabırla, cesaretle ve zorluklar karşısında asla yılgınlık göstermeden İslam Birliği’nin kurulması için çaba göstermeliyiz. Vaktimizi, enerjimizi ve tüm imkanlarımızı İslam Birliği’nin bir an önce kurulması yolunda harcamalıyız. Hepimiz dünyanın dört bir yanında esaret altında yaşayan milyonlarca mazlum insanın, zulüm gören, işkenceye uğrayan, evlerinden sürülen, yokluk içinde yaşamak zorunda bırakılan kardeşlerimizin sorumluluğunu üzerimizde hissetmeli ve onların huzur ve güvenliğe kavuşmaları için İslam dünyasının bir an önce birleşmesini istemeliyiz. İslam Birliği'ni isteyenler “Ya Rabbi, İslam Birliği'ni bir an önce meydana getir”, “İslam Birliği'ni hemen oluştur” diye Allah’a dua etmelidirler. Allah müminlerin dualarına icabet edendir. Israrla bu duayı yapan, bu duaya ilişkin faaliyetlerde bulunan müminler hiç kuşkusuz büyük bir sevap işlemiş olacaklardır. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Çok sayıda Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam Birliği için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. İslam Birliği'nin kurulmasının zor veya imkansız olduğunu düşünerek bu konuda gayret etmemek büyük hatadır. Allah Kuran'da birlik olmanın mümkün olabileceğini bildiriyorsa demek ki bunun sağlanması da mümkündür. Yeter ki bu konuda gayret edilsin. Müslümanların birleşmesi için gayret etmeyen herkes şahit olduğu acılardan, zulüm ve haksızlıklardan, savaşlardan sorumlu olacaktır. Her birimiz İslam Birliği’nin kurulmasından eşit olarak sorumluyuz. İslam Birliği kurulmadığında Allah Müslümanlara da dünyaya da huzur vermez. Bu yüzden, “Büyük güçler bizi eziyorlar”, “Amerika şöyle, İsrail böyle” diye uzun uzun konuşmalar yapmadan önce “Biz nasılız?” sorusunu samimi olarak sormalı ve cevaplamalıyız. Unutmayalım ki Kuran’da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinden tek bir şikayeti var:
Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30)


AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN VİDEODA DİDEM ÜRER İSLAM BİRLİĞİ'NİN NASIL KURULABİLECEĞİNİ ANLATIYOR
https://www.youtube.com/watch?v=OnHWyplS8c0

AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN VİDEODA ADNAN OKTAR İSLAM BİRLİĞİ'NİN MUTLAKA KURULMASI GEREKTİĞİNİ ANLATIYOR
http://a9.com.tr/izle/107202/Adnan-Oktar-Ne-Demisti-Ne-Oldu---Video/Akan-kanin-durmasi-icin-Turk-Islam-birligi-hemen-kurulmali

AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN VİDEODA ADNAN OKTAR İSLAM BİRLİĞİ'NE NEDEN TÜRK İSLAM BİRLİĞİ DENİLDİĞİNİ AÇIKLIYOR
https://www.youtube.com/watch?v=lkWbVV1UnUo

AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN VİDEOLARDA CÜBBELİ AHMET HOCA İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASI GEREKTİĞİNİ ANLATIYOR
https://www.youtube.com/watch?v=CRCpp46JW7M
https://www.youtube.com/watch?v=yir5jgdcVjk

AŞAĞIDAKİ ADRESLERDE YER ALAN VİDEODA TEK ÇÖZÜMÜN İSLAM BİRLİĞİ OLDUĞU ANLATILIYOR
https://www.youtube.com/watch?v=B7VqRnrHp3I
http://www.a9.com.tr/izle/150416/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/Turk-Islam-Birligi-Neden-Gereklidir

AŞAĞIDAKİ ADRESLERDE YER ALAN VİDEODA NECMETTİN ERBAKAN İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASI GEREKTİĞİNİ ANLATIYOR
http://www.a9.com.tr/izle/47149/K%C4%B1sa%20filmler%20-%20Mutlaka%20izleyin/Necmettin-Erbakan-terorun-cozumunu-Turk-Islam-Birligi-olarak-anlatiyor
https://www.youtube.com/watch?v=UgosXmQuQQU


AŞAĞIDAKİ ADRESTE YER ALAN VİDEODA RECEP TAYYİP ERDOĞAN İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASI GEREKTİĞİNİ ANLATIYOR


https://www.youtube.com/watch?v=_qID0_GwvTY

AŞAĞIDAKİ VİDEODA İSLAM BİRLİĞİ DUASI YAPILIYOR. SİZDE DUA EDİN.
https://www.youtube.com/watch?v=oHy7L5tRTeY


İSLAM BİRLİĞİ'NİN KURULMASINA DESTEK VERMEK 

İÇİN AŞAĞIDAKİ ANLATILANLARI YAPINIZ

Herkese İslam Birliği'nin nasıl bir birlik olacağını,

İslam Birliği kurulduğunda nasıl bir dünya olacağını,

İslam Birliği'nin kurulması gerektiğini kimlerin söylediğini,

Birlik olmanın farz olduğunu,

İslam Birliği'ni sadece Hz. Mehdi'nin kurabileceğini,

Hz. Mehdi'nin mutlaka aranıp bulunması için gayret edilmesini,

İslam Birliği için hergün samimi olarak dua edilmesini,

İslam aleminin birleşmesi için önemli makam ya da makamlara yazı gönderilmesinin önemli olduğunu anlatıp herkese bunları yerine getirmesi için teşvik edin.